uzaylı istilası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzaylı istilası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Nisan 14

Oblivion (2013)





2013 Nisan’da gösterime giren filmin başrolünde  Tom Cruise (Jack), Andrea Riseborough (Victoria), Olga Kurylenko (Julia), Morgan Freeman (Beech) var. Yönetmen ve senarist Joseph Kosinski. Hikaye 2005 yılında Kosinski’nin kaleme aldığı 8 sayfalık çizgi romandan geliştirilmiş. Eleştiriye açık yönlerine rağmen bilimkurgu severleri tatmin edecek bir yapım.



Oblivion bize nükleer kıyamet sonrası Dünya’nın acıklı halini başarılı bir şekilde sunuyor. Yerle bir olmuş devasa binalar, çöle dönmüş uçsuz bucaksız araziler. Suları çekilmiş okyanuslar. Maymunlar Cehennemi’nin finalini andıran sahneleri açılışta izliyoruz.

2017 yılında uzaylılar ile bir bağlantı kurulur. Gezegenlerindeki yaşamsal sorunlar nedeni ile Dünya’ya saldırmışlar. Ay’ı parçalamışlar ve bütün Dünya kaosa sürüklenmiş. Savunma amaçlı kullanılan nükleer silahlarla birlikte artık yeryüzü yaşanmaz bir alana dönüşmüş. Tipik bir Pirus Zaferi görüntüsü; her şey kaybedilerek kazanılmış bir savaş..

İnsanlar Satürn gezegeninin uydusu Titan’da  yaşamaya başlamışlar.

Yıl 2077 olmuş: Eski asker, şimdinin insansız hava aracı teknisyeni Jack Harper, Victoria ile birlikte Dünya’da hala varlıklarını sürdüren istila ordusuna ait canlıların saldırılarına karşı enerji istasyonlarını koruyan ekiplerdendir.. Uzaylıları yok etmek için geliştirilen insansız hava araçlarını;  “drone”ları tamir ediyor.


Jack’in geçmişe ait rüyaları ve anıları hafıza silme işleminin tam sonuç vermediğini ve “insan” tarafının hala ayakta olduğuna işaret etmekte. Nitekim yere düşen bir uzay mekiğinin uyku kapsülündeki mürettabatını drone’lara karşı korumaya çalışır. Sadece bir tanesini kurtarabilir.


Mekik’ten kurtulan Julia ve filmin sonlarına doğru hikayeye katılan, Morgan Freeman’ın oynadığı Beech karakteri Jack’in doğru bildiklerini sorgulamasına ve sanal ile gerçeği ayırt etmesine yardımcı olacaktır..


Oyunculuk adına elle tutulur bir performans görülemiyor. Özellikle Olga, neredeyse diyalogsuz.. Karakterlerde bir derinlik oluşturulmamış. Morgan Freeman dahi filmi bu anlamda kurtaramıyor. Durumu yönetmenin bilimkurgu ve görsellik yönünün gelişkinliği ile açıklayabiliriz belki..


Hikayenin iskeleti çok iyi.. Ancak bir tutarlılık, inandırıcılık problemi olduğu kesin. Filmin belli bir kesmindeki performans, ikinci yarıda yok. Bu yönüyle AI (Artificial Intelligence) filmini hatırladım. AI’da sanki ikinci yarıyı başka birileri yapmış gibi, ikinci yarı dolgu malzemesi gibi bir hisse kapılmıştım.. Wall-E gibi, Matrix gibi bir çok filmin kolajı olduğunu söyleyenler çok olacaktır.


Özetlemek gerekirse, aksiyon ve bilimkurgu severlere, sinemayı bir eğlence aracı olarak görenlere tavsiye ederim.. Örneğin; kütüphane sahnesi nabız arttıran koltuğa saplanıp kalmanızı sağlayan cinstendi..

Pazar, Kasım 14

Skyline / Yukarıdaki Tehlike (2010)



13 Kasım 2010 Cumartesi.
Dünya günlüğünden..


Bu kez güncel bir filmle, sıcağı sıcağına karşınızdayız. Popüler bir sinema alt kültürü olarak bilim kurgu ile gerilimin bir araya geldiği filmler -hele ki güzel prodüksiyonlarsa- ilgimi çekmiştir hep. Sizlere Skyline (Yukarıdaki Tehlike) filmini fazla da "spoiler" vermemeye gayret ederek tanıtmaya çalışacağım.

Uygarlığımız, yaşadığımız Dünya'yı keşfettikçe onun da içinde bulunduğu evrenin sınırlarını merak edegelmiştir hep. Teknolojik gelişmemize paralel olarak, bu merak "acaba bizim yaşadığımıza benzer başka yaşanabilir dünyalar da var mı?" noktasından hareketle, evrende zeki başka yaşam formlarını arayışa itmiştir. Bunu da gayet barışçıl ve saf bir tavırla, uzayın her noktasına yine teknolojimizin el verdiği ölçüde radyo sinyalleri göndererek başta Nasa ® aracılığıyla yıllardır yapıyoruz. Bu yayınlar, medeniyetimize ait belli başlı her dilde yapılmakta. Evrensel olabileceğini düşündüğümüz her sembolü içermekte... Yalnız unuttuğumuz bir şey var. Yaşam sürdüğü dünyayı her geçen gün kirleten, katleden, kendisinden başka yaşam formlarına saygısızca yaşama hakkı tanımayan biz insanoğlu değil miyiz? Ve bunu da, bu dünya üzerindeki tek akıllı yaşam formu bizleriz diyerek yapmıyor muyuz? Peki, bizden çok daha teknolojik veya bizim anlayamayacağımız bir kavrayış noktasına erişmiş ve daha zeki başka yaşam formları varsa; bu komik iletişim kurma çabamız acaba bize zarar verebilir mi?



Filmimiz işte bu noktadan hareket ediyor ve geçtiğimiz aylarda çok ses getiren ve medyada yer bulan İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stefan Hawkins'in

Dünya dışı yaşam formları bizden çok zeki olabilir ve tehdit oluşturabilir. Eğer uzaylılar bizi ziyaret ederse, bence netice yerliler için sonucu hiç de iyi olmayan Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfini andıracak. Kavrayamayacağımız biçimlerde hayat ve zeka olabileceğinden kuşkulanıyorum

sözlerini doğrularcasına ilerliyor.



Skyline bir "uzaylı istilası" filmi. Ana tema daha önceki yapılmış filmlerle benzerlik gösterse de bence diğerlerinden ayıran farklı bir yanı var: kesinlikle daha gerçekçi, daha fantastik ve daha ürkütücü. Ansızın büyük bir koloni şeklinde semalarda beliren uzay gemileri, parlak, mavi ve hareketli bir ışınla şehirleri hedef alıyor ve yer ile gemiler arasında oluşturulan bu ışık koridorunda insanlıkla temas kuruyor. Amaç, tüm insanları toplamak!.. Mavi, parlak ve cezbedici ışına belli bir süreden fazla bakanlar büyülenmiş gibi hareketsiz kalıyorlar, vücutlarında birtakım değişiklikler oluyor ve gözleri bu ışığın etkisiyle korkutucu bir hal alıyor. Yaşam gerçekliğinden kopan insanları ise toplayıcı yaratıklar bir vajinaya benzer ağızlarıyla yutuyor ve ana gemiye götürüyor.





Bu bir anda gelen tehdit üzerine insanlar ise ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Perdeleri kapatarak bu cezbedici ışından korunmaya çalışmak geçici bir çözüm olarak ilk yaptıkları. Ancak daha fazlasına ihtiyaçları var. Saklanmak ya da kaçmak bir çözüm olabilir mi? Sanmıyorum. Ya savaşmak?..


Modern savaş uçaklarıyla bir noktaya kadar mümkün elbet. Ancak karşınızdaki yakaladığı insanların beyinlerini kullanarak rejenerasyon yeteneğine sahip ölümsüz yaratıklar.



Filmde, daha önce izlediğimiz bilim kurgu filmlerinle benzeşmeler de oldukça fazla. Ahtapot gibi kolları ve duyargaları olan, her yöne ani olarak çok hızlı hareket edebilen yaratıklar Matrix' deki "sentinel" lere çok benziyor. Yine, kaçırılan ve vücutları ele geçirilen insanlar Matrix'teki gibi organik yapılarla bağlanmış durumda. Matrix'de vücut ısıları bir enerji kaynağı bir batarya gibi kullanılan insanlar, Skyline'da uzaylı yaratık üreten bir doğum makinesinde oluşturulan yeni uzaylılara beyin olarak kullanılmak üzere organik bir yedek parça vazifesi görmekteler.

Bir apartman boyu büyüklüğünde olan devasa yaratıklar ise bizlere Stefan King'in romanından uyarlanan Frank Darabont'un yönettiği "Sis" filminin final sahnesinde gördüğümüz yaratığı anımsatıyor. Tüm bu benzerlikler sanırım tesadüfi değildir. Daha önce izleyicide oluşan algının sürekliliğini sağlamak adına ve uzaylı istilası alt kategorisinde analoji kurulması açısından bilerek tasarlanmış ayrıntılar gibi geliyor bana.

Her "insanoğlunun zorluklarla baş etme ve var olma mücadelesi" temalı filmde olduğu gibi ziyaretçilerimiz düşünmüşler düşünmüşler ve istilayı gerçekleştirmek için yine Amerika Birleşik Devletleri'ni seçmişler. Filmin sonlarına doğru yıkılmamış ve dimdik ayakta gördüğümüz özgürlük heykeli artık içimizi bayıltan bir klişe durumunda yine. Yine tüm dünyadaki durumu gösterirken İngiltere'deki yeni sembol "London Eye" da gösterilmekte...

Filmdeki görsel sahneler gerçekten etkileyici. Universal Stüdyo'larında prodüksiyonu gerçekleşen filmimiz için yüklü bir bütçe harcanmış. Makyaj açısından da iyi çalışılmış sahneler çoğunlukta. İzleyici yorumları ise gösterimin ilk iki günü için pek tatmin edici görünmüyor. Benim yorumum ise türünün en güzel örneklerinden biri olduğu yönünde. Bilimkurgu hayranları için kaçırılmaması gereken bir film. Ancak sinemada izlenmesi şart. Evde aynı tadı vereceğini sanmıyorum.



Film, her "eğer başarılı olursa devamını da çekeriz" mantığıyla çekilen filmde olduğu gibi sonunda ikinci bölümü adresleyerek bitiyor. Ancak bir yandan da, daha ilki çekilirken bu filmin ikileme ya da üçleme şeklinde izleyiciye sunulacağı anlamında yanıltıcı olmayan tüyolar veriyor. Başrollerde ise pek de tanınmamış oyuncular var: Eric Balfour, Scottie Thompson, Brittany Daniel, Crystal Reed, Neil Hopkins.


Filmi izlemek isteyen, hatta geleceği günü bekleyen sinemaseverler için küçük bir de uyarı yapmak lazım sanırım. Film 12 Kasım 2010 da vizyona girdi. Ancak, Amerika zaman metrik gösteriminde ay/gün/yıl şeklinde bir sıralama olduğu için filmi 11 Aralık 2010'da gösterime girecek sanan izleyiciler olabilir. Yanılmayın. Gidin izleyin. Pişman olmazsınız.

IMDB linki için tıklayınız
Filmin fragmanı için tıklayınız

Related Posts with Thumbnails