kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Şubat 29

Another Earth (2011)


2011 yapımı Another Earth yönetmen Mike Cahill’in ilk filmi. Aynı yıl gösterime giren Melankoli ile çok karşılaştırılıyor. Lars Von Trier’in filmini henüz izleyemediğim için beklemedeyim.


Başrollerde Rhoda’yı Brit Marling, John’u ise Lost dizisinde Ethan Rom olarak tanınan William Mapother oynuyor. Ethan Rom isminin manifestoda olmayan yolcu için “other man” kelimesinin yerleri değiştirilerek elde edildiğini bir not olarak ekleyelim.


Düşük bütçeyle çekilen dram-bilimkurgu kategorisindeki Another Earth, yavaş akan ve insan ruhuna işleyen ritmiyle dikkat çekiyor. Maalesef Türkiye’de gösterime girmediği anlaşılıyor. DVD’si çıktığında farkedip kiraladım. Bir kez izleyebildim. Sonunu anlayamadım. Eksik parçalar kaldı.


Internet’in de yardımı ile son sahneyi anladım. Ve Another Earth’i izlenmesi gereken önemli filmler kategorisine yazdım...


Rhoda 17 yaşında MIT’e kabul edilir. İçki içilen kutlama akşamından sonra yola koyulur. Radyo’da İkinci Dünya olarak isimlendirilen bir gezegenin keşfedildiği haberine kulak kesilince, kavşakta bir ailenin yokolmasına neden olur. Kazadan sadece ailenin babası John komaya girdiği halde kurtulmuştur. Reşit olmadığı için John’a Rhoda’nın ismi verilmez.


Rhoda 4 yıl hapishanede yatar. Çıkacağı günlerde İkinci Dünya ile iletişime geçilmiş, seyahat planları yapılmakta. Sadece ellerini kullanabileceği, insanlardan uzak bir iş arar. Bir okulda hademe olarak çalışmaya başlar.


Bu arada internet’te “İkinci Dünya’ya neden sizin gitmeniz gerektiğini yazın. Kazanan olursanız, uzay mekiği için bir bilet kazanacaksınız.” İlanını görür. İkinci Dünya’ya gitmek milyonlarca dolardır. Rhoda bu şansını tereddüt etse de kullanmak ister. İçinde bulunduğu ruh halini de ifade eden anlamlı bir yazı gönderir: Yeni kıtaları keşfeden gemilerde toplumun dışladığı en alttakiler vardı der...


Televizyonda dünyalararası ilk bağlantıya tüm insanlar canlı yayında şahit olurlar. Kontakt kuran biliminsanı ile karşı taraftaki kişi aynı isimdedir.. Farkederler ki, çocuklukları aynıdır..vs.. Paralel evren keşfedilmiştir!


Bir yandan derin ve acımasız pişmanlık Rhoda’yı John’u bulmaya iter. John yaşadığı trajik olaydan beri derin depresyonda evinde yaşamaktadır. Temizlik elemanı olduğunu söyleyen, ücretsiz evini temizlemek isteyen yabancının kim olduğunu anlamaz. Gelip gitmeler yakınlaşmayı da beraberinde getirir.


John ve Rhoda’nın birer sevgiliye dönüşeceğini beklediğiniz sahneden sonra dikkatle izlenmesi gereken yerler başlıyor: Bir sürü sorunun peşine düşebilirsiniz artık:

-İkinci Dünya mevcudunun gerçekten bir paralel evreni midir? Bu dünyanın aynası mıdır?

-Eğer bir aynadan bahsediyorsak, peki biz onların bir yansıması olamaz mıyız?

-Orda da John’un ailesi ölmüş müdür? Rhoda perişan mıdır?

-İkinci Dünya’ya gitme şansınızı başkasıyla paylaşır mıydınız?

-Ölmeniz yüksek ihtimal bile olsa bu seyahati yapar mıydınız?

-Yoksa herkes kaderini mi yaşar...


Filmin fragmanı için tıklayınız.

Cuma, Aralık 31

Yeopgijeogin Geunyeo / My Sassy Girl / Benim Hırçın Sevgilim (2001)



Kore sinemasının güzel örneklerinden birini izlemek istiyorsanız "benim hırçın sevgilim" tam size göre. Ho-sik Kim'in aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Jae-young Kwak yapmış; Tae-hyun Cha (Kyun-woo) ve Gianna Jun (Ji-hyun Jun) başrollerde oynamış.

Üniversite öğrencisi Kyun-woo bir gece metro istasyonunda evine gitmek üzere tren beklemekteyken; ayakta durmakta zorlanan, tren yoluna düşmek üzere olan bir kız görür. Bir anlık el çabukluğuyla kızı kurtarır. Trende türlü taşkınlıklar yaptıktan sonra düşüp sızan kızı metro banklarından birine taşıyan Woo tam yoluna devam edip metrodan çıkacak iken içi elvermez ve dönüp kızı sırtlanır ve yakındaki bir otele bırakır. Buraya kadar izlediklerimiz, aynı zamanda kaderin ağlarını ördüğü uzun metrajlı bir oyunun da ilk pasajlarıdır.


Ha, uzun metraj demişken filmimizin -hele ki diğer Kore sineması örnekleriyle karşılaştırıldığında- epey uzun olduğunu söyleyebilirim. 135 dk civarı süren film başlarda sizi biraz sıkabilir. Ama sabretmekte yarar var: sabrın sonu selamete filmin son 40 dakikalık kısmı da olayların bağlandığı, seyir zevki yüksek, duygu yüklü, "vay be" dedirten bir finale çıkmakta...

Ji-hyun Jin, çevresindeki insanlara kaba ve sert davranan, zamanda yolculuğun bir gün gerçekleşeceğine inanan, kendince içinde kendisinin de oynadığı aksiyon dolu fantastik kısa öyküler yazan, güldüğünde bile gözlerinden hüzün okunan güzel bir kız.
Kyun-woo ise, üniversitede okuyan, zeki fakat çalışmayı sevmeyen; gelecekte ne olmak ya da ne yapmak istediğine karar verememiş bir genç. Her ikisi de ailesiyle yaşamakta. Film boyunca, Kore (ve genellemek gerekirse uzakdoğu) kültüründen gelen aileye bağlılık ve saygı unsurlarını çok kez görüyoruz.



Film boyunca "iyilikten maraz doğar" dedirten oğlan tarafıyla, " asabiyiz ama bir sebebi var" tavırlı kız tarafının inişli çıkışlı ilişkilerini ve macera dolu anılarını izlerken buluyoruz kendimizi.İster istemez, evin yakışıklı oğluyla mektep okuyan beslemelik kız arasında birşeyler olmasını bekleyen ve "oldu bu iş" nidalarıyla sevinçler yaşayıp birbirine sarılan aynı evin hizmetçisi ve aşçısı tadında hisler içinde oluyoruz. Tamam daha fazla karikatürleştirmeyeyim filmi. Oysa ki bu film bir kader, kesişen yollar, anlayış, fedakarlık ve aşk filmi. Film yeni dünyada da dikkat çekmiş olmalı ki, her sevilen uzakdoğu filmine yapılageldiği üzere 2008'de bir Hollywood versiyonu çekilmiş. Aynı tadı vermiş mi?, izlemedim bilmiyorum ama sanmıyorum.


Kader sevdiğin insan için tesadüflerden bir köprü inşa etmektir.


Gökyüzü neden mavi biliyor musun ?
Ateş neden sıcak ?
Niçin 4 mevsim var ?
Ve sen neden burada doğdun ?

Hepsi benim için. Ben öyle istediğim için.




Ama bazen acılarımızı boşluğa savurmamız gerekir duyulmayacağını bile bile. Sessiz çığlıklar atmak lazım gerek. Sırf kendimizi rahatlatmak için. Denemek gerek bir şekilde en azından...



Ya da itiraf etmeliyiz duygularımızı, belki bir kağıda dökmeliyiz. En çok da kendimize anlatmak istercesine. Ve koymalıyız onları bir zaman kapsülüne belki gelecekteki kendimize ulaştırmak için. Sırlarımızı vermeliyiz yeri geldiğinde çıplak ve yalnız bir ağaca. Ve tekrar duymak için onları randevular vermeliyiz kendi kendimize o yalnız ağacın altında. Karşılaşacağımız "ben" artık yeni bir "ben" olacak ama...



Ve yaşamaya devam etmek istiyorsak, bizi durduran şeylerden kurtulmalıyız belki de. Onları dipsiz nehirlerin dibine atmalıyız.



..Ve kadere inanmalıyız belki.




IMDB linki için tıklayınız

Filmin fragmanı için tıklayınız
Related Posts with Thumbnails