körlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
körlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Mayıs 29

The Color of Paradise / Rang-e Khoda / Cennet’in Rengi (1999)





Sinekiyatri’de yerini alan Cennet’in Çocukları’ndan sonra yeni izlediğim 1999 yapımı The Color of Paradise / Rang-e Khoda / Cennet’in Rengi; ayrı bi dokunaklı geldi bana… Ajitasyona kaçmadan, seyirciyi mendil masrafına sokmadan anlatıyor çok dramatik, iç burkan bir hikayeyi.. Yönetmen Majid Majidi bana göre izleyiciyi iç dünya ve vicdan muhasebesi yapmaya  davet ediyor..

Muhammed rolündeki amatör oyuncu Mohsen Ramezani’yi ve baba rolündeki Hossein Mahjoub’u çok beğendiğimi söyleyeyim.. Ayrıca filmin geneliyle birlikte bazı görüntüler ayrı muhteşem: Kız isteme faslında arka fonda turuncu perde bulunan sahne ile hastalanan nineyi çektikleri arkada köy odası detayları ve gaz lambası olan kareler favorim..

Bir de beni çok vuran sahneleri sıralayayım:

*Babası Muhammed’i uzaktan sevgi kırıntısı içermeyen gözlerle bir süre süzer.. Müdür’ün odasına yönelir.

*Baba, gelin adayının evinde Muhammed’den bahsetmez: İki kızı olduğunu söyler.

*Kör marangoz Muhammed’in ağladığını eline düşen damladan anlar...

*Nine oğluna, “ben senin için endişeleniyorum, onun (Muhammed) için değil” der.. Adam suratına tokat yemiş gibi, biz seyirciyle birlikte sarsılır..

Cennet’in Rengi’ni izlememle birlikte Mohsen Namjoo ve şarkısı Ey Sareban ile tanıştım.. Üç günde 100 kez dinledim desem az olur..

Filmi çok detay vermeden özetlemeye çalışayım: Açılış sahnesinde karanlık bir ekran ve sesler.. Yönetmen seyirciye Muhammed’i anlamaya ısındırıyor.. Köyde körler okulu olmadığı için Muhammed Tahran’da yatılı bir okuldadır.. Dersler bitmiş ve öğrencilerin velileri okuldan çocuklarını almaya gelmişler. Bir tek Muhammed kalır. Boynu bükük şekilde. beklerken bir yavru kuşun yuvasından yere düştüğünü seslerden anlar. Kuşun annesi telaşlıdır. El yordamı ile yavruyu bulur, yerden yuvasına binbir güçlükle çıkarır..

Babası sonunda gelir. Muhammed’i uzaktan süzer.. Okul müdürünün yanına çıkar. Ben karımı kaybettim yıllar önce.. Fakir bir adamım.. Muhammed’e bakamam. Burada kalsın.. Öğretmenler kabul etmezler.

Çaresiz; Muhammed’le birlikte köye doğru yola koyulurlar. Otobüste camdan kollarını çıkaran Muhammed rüzgarı tutmak ister. Geçtikleri yolun kenarında neler olduğunu sorar babasına... Anlarız ki, doğaya – hayata gören gözlerden daha meraklı küçük Muhammed..


Köyde iki kız kardeşi ve ninesi ile hasret giderir.. Çoşkulu ve sevimli; umut dolu bir sahnedir köye ulaştıkları an ve hemen sonrası..

Muhammed doğadaki her şeye dokunarak, sesleri dinleyerek kendince yorumlar, körler alfabesine çevirir..

Babası evlenmek istemektedir. Bir gelin adayı var. Nişanlısı ölmüş, ailesi bir an önce evlendirmek istiyor. Kızı istemeye gider.. Traş olur dere kenarında, duyduğu garip sesler ve kırılan ve suya atılan ayna habercisidir bişeylerin..

Babası Muhammed’i yeni hayat düzeninde bir ayakbağı olarak görmektedir. Nine karşı çıkar:


Onun için kaygılıyım, bir sanat erbabının yanına verirsem geleceği kurtulur diyen oğluna, “Muhammed için mi, kendin için mi kaygılısın? der…

Karşı çıkmalara aldırmaz: Onu kör bir marangoza çırak olarak verir.. Muhammed, babası gittikten sonra ustasıyla konuşurken gözyaşlarına boğulur:  Filmin en çok akılda kalan repliği bu sahnededir…:

Öğretmenimiz, Allah'ın bizleri diğer kullarından daha çok sevdiğini söylüyor ama, ben de diyorum ki, madem öyle, bizi kör yaratmazdı. ki böylece O'nu görebilelim.

Öğretmenimiz dedi ki,
"Allah görünmezdir."
"O her yerdedir.
O'nu hissedebilirsin."
"O'nu parmağının uçlarını
kullanarak görebilirsin."

Allah'ı bulana kadar ellerimle her yere dokunacağım. Ve bulduğumda da, kalbimin
bütün sırları dahil, her şeyi anlatacağım.

Ninesi Muhammed’i kurtarmaya kararlıdır.. Zorlu bir yolculuğa koyulur.. Tıpkı Muhammed’in yavru kuşu kurtardığı gibi, sığ suda ölmek üzere olan bir balığı eliyle tutar, göle bırakır.. Oğlu peşine düşer ninenin.. Bulur yolda onu: Eve geri götürür. Muhammed’i geri getirmemi ister misin diye sorar annesine.. “Ben Muhammed için değil, senin için endişeliyim” cevabını alır..

Yaşlı ve bilge kadının endişeleri boşa değildir.. Filmin devam eden sahneleri finale eşlik eder.. Bizi oturduğumuz yere bir süre çiviler.

Şimdi bütün bu bilgiler ışığında hikayenin aslında kimi anlattığına dair bir yorum getirmeye, yazıyı bağlamaya çalışalım.. Muhammed ve ninesinin aydınlık tarafta olduğuna şüphemiz yok. Karanlık tarafta ise baba karakteri var.. Kendi hayatına, mutluluğuna odaklanarak oğlu Muhammed’i hayatından çıkarmaya çalışan bencil adam, belki de günlük yaşamın koşturması içinde insanlığına yabancılaşan geniş kitleleri, bizleri temsil ediyor.. Seyirciye kalan ise Haneke filmlerinde olduğu gibi aklında ve kalbinde macerasına devam eden, süzülüp gelen damıtık bir hikaye… Rang-e Khoda; Muhammed’i değil, babasını anlatıyor...


Cumartesi, Ekim 3

Blindness (2008)


2008 yapımı film, aynı yıl Cannes Film Festivali açılışında oynamış. Nobel ödüllü, Portekizli yazar Jose Saramago'nun aynı isimli kitabından uyarlanmış. Brezilya - Japonya - Kanada yapımı.

Brezilyalı Fernando Meirelles tarafından yönetilmiş. Filmi yazar ve yönetmen birlikte izlemişler. Saramago ağlıyor ve film bittiğinde "kitabı yazıp bitirdiğimdeki kadar mutlu oldum" diyor Meirelles'e...

Kitabı okumayanların filmi izledikten sonra kitabını da okuma isteği duyacaklarını söyleyebilirim.

Film için alternatif bir sonu kolayca üretebiliriz: Dünya'daki bütün insanlar kör oluyor ve ya buradan bir çıkış yolu buluyorlar, kör oldukları halde ya da insanlığın sonu geliyor..Çünkü görmeyen gözlerle buğdayı ekmeğe dönüştürmek bile imkansız...

İsmi belli olmayan gayet modern bir şehirde, oyuncuların filmdeki isimleri de belli değil. Aklıma televizyonda izlediğim Oslo'daki Vigeland Parkı gelid. Bronz ve granit 212 çıplak insan heykelini yaratan Gustav Vigeland da aynı sebeple, zamana meydan okumak ve evrensel bir değer elde etmek gayretindeydi herhalde.

Bu tip ipuçları filmin (kitabın) bir felaket filmi değil, liberal sisteme bir uyarı ve eleştiri olduğunu öğrenmemizi sağlıyor. Liberal sistemin insanlığı sona götüreceği de tartışılabillir.

Nedeni belli olmayan bir şekilde insanlar körleşmeye başlıyorlar..Durum, bildiğimiz körlük tanımına uymuyor. Doktorlar gözde herhangi bir anormallik tespit edemiyorlar. Hastalar süt dolu bir havuzda yüzmek gibi tabirini kullanıyorlar. Hastalığın nasıl bulaştığı da belli değil...İlk kör olan adamın temas ettiği kişiden başlayarak hızlıca yayılıyor...Körleri toplumdan tecrit ediyorlar. Toplama kamplarında bir başlarına bırakıyorlar.

Saramago diyor ki; insanlar toplumsal olaylara duyarsızlaşıyor, körleşiyor. Derya içre olup denizi bilmeyen balık gibiler. Gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıveriyorlar. Kendine yabancılaşmış insan, insan değildir.

Evet, film yavaş ilerliyor...Buna rağmen bir yerinde yakalıyor seni ve sonuna kadar merak içinde izleniyor.

Related Posts with Thumbnails