bir insan ömrünü neye vermeli? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir insan ömrünü neye vermeli? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 16

Sonsuzluk ve Bir Gün (1998)


(1998 Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye)






Şair ve yazar…yaşlı ve dermansızca hasta bir adam,
karalama defteri gibi hissettiği hayatının kamburu sırtında,


bitmek üzere bir adam.

Denize bakan evinin kapısını kapatırken, yaşamının sonunda, sonsuzluğun kıyısındaki o günü, son gününü yaşadığını biliyordu...

Yarın gidip hastaneye yatacak ve bir daha oradan çıkamayacaktı.
Yüzleşmesi gereken gerçek ise şuydu:
yıllar önce, yıllarını paylaştığı karısına, O’nun kendisine verdiği gibi bir aşk verememişti.


Anna’ya belki tek bir gününü bile verememişti.


Yaşlı adam evinden çıkar.
Zaman akmaktadır, yollar, araçlar ve insanlar akmaktadır…

İşte böyle bir günde kesişir yolları çocukla.

Çocuk, paramparça bir coğrafyadan kaçmış,

polisin kovaladığı yüzlerce sokak çocuğundan bir tanesi, kimsesizdir…





-0-
Sonsuzluk ve bir gün:

"Çok eglenceli", ya da "az eğlenceli" bir film…değil.
Şiddetli, vurdu mu yere seren bir film de değil.
Hizli, -aslında fazla hızlı !-, ve gittikçe de artan bir hızla tüketip bitirdiğimiz, biter bitmez hafizamızdan buharlaşarak kaybolan filmlerden hiç değil.

Geçmiş ve bugün arasında gel-gitlerle örülmüş ve belki de geleceğe bakan bu film, izlenmesi zor ve çoğunluğa göre de epey sıkıcı.

Yürek sızısının çevresinde usulca dolaşan, sembolik anlatımlı, uzun ve kesintisiz planlar içeriyor. Bu sahnelerin tam bir büyüye dönüşmesini ise elbette Eleni Karaindrou’ nun yürek titreten muziği sağlıyor.

1998 yapimli filmin yönetmen ve senaristi Theo Angelopoulos ARTE’ye verdiği röportajda, adeta yaşayan varlıklar gibi, nefes alıyorlarmış gibi tanımladığı bu uzun planlar ile (plan-séquence), zamanın aktığı hissini kesintiye uğratmadan vermeyi amaçladığını açıklamaktadır. Yönetmen kendisine tarzıyla ilgili olarak son dinazor denildiğini gülümseyerek söyler ama sinema yapmaya aynı tarzda devam edeceğini, kendisini bu şekilde tanıyıp ifade ettiğini belirtmekten de geri kalmaz.





Ben ise filmi, dün (1999), İzmir’de izlemiştim.


Aynı körfez denizine… olağanüstü umutsuz bir grilikteki puslu denize, karşı iki yakadan bakmıştık,… şair ve ben.


... gözyaşlarımızı içimize akıttığımız yıllardı.

Bugün ikinci seyrimde, ‘yarın için planlar yapmak istiyorum’ diyor O bana,

ve Ege adalarının güzelim maviliğinden bembeyaz bir mendil sallıyor..

Yarın ?


-Duyamadım Anna, söyler misin, yarın ne kadar sürer ?


contribution of equinox
Related Posts with Thumbnails