Ralph Fiennes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ralph Fiennes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 29

In Bruges (2008)


Sonsuzluğun geri kalanını Bruge’da geçirmek:

Filmin yönetmeni Martin McDonagh aynı zamanda senaristi… İrlandalı McDonagh’ın ilk filmi. Yönetmen Six Shooter ile 2006 yılında En İyi Kısa Film Oskar’ını kazanmış… In Bruges’un da adaylıkları ve aldığı ödüller oldukça fazla…

Colin Farrell (Ray) ve Brendan Gleeson (Ken), tetikçi olarak yaptıkları son işten sonra, patronları Ralph Fiennes (Harry) tarafından ortadan kaybolmaları için adını bile daha önce duymadıkları Belçika kenti Bruge’a yollanır…

Ray’in küçük bir çocuğu yanlışlıkla öldürmekten dolayı derin bir vicdan azabı var…

Patronlarından haber beklerken bir yandan da Bruge’un keyfini çıkarmaya çalışmaktalar… Ancak bu onlar için çok basit olmayacak…

Bruge görüntüleri sizi kente çekiyor. Müthiş bir görme isteği uyandırıyor. Oyunculuklar kalite… Özellikle Gleeson’u ön plana almak lazım… Tahminim yönetmenle can ciğer kuzu sarması oldukları yönünde… Oskar alan kısa filmde de birlikte çalışmışlar… Daha önce Arka Bahçe’de izlediğimiz Ralph Fiennes'in de özel bir oyuncu olduğu su götürmez...

Normal şartlarda filmlerin müziklerini çok rahat dinleyemem… Konsantre olunca, müziği maalesef kaçırırım… Ama bu filmde öyle olmadı… Müzikler çok iyi ve fark edilmeyecek gibi değil… Baskın… Özetle film bazılarının favori filmi olacak cinsten bir kara mizah ürünü… Imdb’de en iyi 250 film listesinde 183. sırada… Türkiye’de sinemalarda gösterilmemiş olması ilginç bir detay… Bu nedenle filmin Türkçe ismi yok…

Filmdeki fantastik diyaloglar ve anlardan bazılarına gelince:

Ray (çocuk katili) akşam yemeğine çıkardığı kıza; Chloe’ye restaurant’ta sorar: “Bir cüceye at sakinleştiricisini nasıl satarsın?”

Susturucu takılmış silahla, çocuk parkının bankında oturan Ray’e arkadan yaklaşan Ken… Ray’in elindeki silahı başına dayadığını görür. İntihar teşebbüsünü engeller:


Kendini öldürmeye hakkın yok!
Benim yok ama senin var? Öyle mi? Bu nasıl adalet?

Harry, Yuri’den silah temin etmeye çalışıyor: “Normal bir adam için normal bir silah istiyorum…”

Ken, Ray’i niye öldürmediğine dair açıklama yapar:

-Çocuk intihara meyilli Harry… Sadece yürüyen bir ölü…
-Ken, dün seni arayıp şunu mu söyledim: Bir iyilik yapıp Ray’in psikoloğu olur musun? Hayır! Sanırım sorduğum soru şuydu: Bir iyilik yapıp, Ray’in beynini dağıtabilir misin?

Ray’in Harry’ye: “Hayır, o çocuk değil, cüce…” Demeye çalışması…

Harry’nin dünyanın en prensipli katili olmasından dolayı tereddüt etmeden silahı, söz verdiği gibi, çenesine dayaması…

Yılbaşı önceleri gösterime giren “yılbaşı filmlerinden” ziyade; karlı, çam ağaçlı, ışıklı, harika binalarıyla yılbaşına hazırlanan Bruge’da çekilen in Bruges çok daha iyi bir tercih…

Filmlerdeki hataları yakalamak gibi bir takıntınız varsa, bira bardaklarına dikkat etmeniz lazım…
Ne yazık ki, DVD’de bir sorun çıktığı için filmin ikinci yarısını VCD’den Türkçe olarak izlemek zorunda kaldım… Filmin orijinal dilde, Türkçe altyazıyla izlenmesi tavsiye edilir… Çünkü kullanılan dil, filmin en önemli unsurlarından…

Film bitti, yıllar önceki bir öğretmenim aklıma geldi... Özür dileme kavramına karşıydı... "Sen adamı öldürüyorsun, ondan sonra da özür diliyorsun" derdi...



Salı, Kasım 3

The Constant Gardener / Arka Bahçe (2005)



Domuz gribi ve aşısının bütün dünya'da tartışıldığı ve insanları çok korkuttuğu günlerde, yeniden akla gelen bir film: The Constant Gardener...

Fernando Meirelles’in The Constant Gardener’ına Türkçe isim bulmak gerçekten kolay değil... Arka Bahçe diye çevrilmiş. Benim önerim; Sebatkar Bahçıvan şeklinde... Ama pek seyircinin ilgisini çekecek bir isim olmadığı ortada:)

Senaryo John Le Carre’nin kitabından, Kenya’da geçiyor... Müzik ve görüntüler yönetmenin izlediğim her iki filmi; Körlük ve Tanrı Kent’ten çok daha iyi. Ralph Fiennes; Justin rolünde, Tessa’yı ise Rachel Weisz oynuyor. Weisz bu filmle 2005 en iyi yardımcı kadın oyuncu oskarı'nı almıştı.

Adamımız, Tessa ile bir basın toplantısında tanışıyor: Tessa, kürsüdeki Justin’i acımasızca eleştirir. Derdi, Üçüncü Dünya Ülkeleri üzerinde uygulanan devlet politikaları. Sabetkar kelimesi burada karşımıza çıkar.. Justin agresif sorulara bir kere bile sinirlenmez... Bu tutum bir süre sonra Tessa’yı pes ettirir.. Zaten diğer dinleyiciler de tartışamadan rahatsız olup çıkıp gitmişlerdir.. Kadın ağlamaya başlar ve sözlü saldırıya uğrayan Justin, saldırganı: Tessa’yı teselli eder.

Justin Kenya’daki British High Commission’a atanınca, Tessa daha yeni tanıştığı Justin’e net bir teklif yapar... “Beni de götür...İster karın olarak, ister sevgilin olarak...”

Tessa Kenya’da hızlı bir aktivist olarak sokaklarda cirit atar, sistemin tekerine çomak sokar, bir sürü düşman kazanırken, Justin gözlerini kapar, işini yapar, boş vakitlerinde evinin arka bahçesinde bahçevanlık yapar... Ta ki, yaşamını kökten değiştiren olay gerçekleşene kadar. Bir anda Tessa’nın yerinde, davanın başında bulur kendini…

Kenya’nın, dolayısıyla Afrika’nın insanın içini acıtan kaderi… İlaç şirketlerinin Afrikalılar’ı gizli deneylerinde fark ettirmeden kobay olarak kullanmaları… Gelişmiş ülkelerin kaşıkla verip kepçeyle alan dış politikaları… Özünde sıradan bir film olsa da, mesajıyla iddialı film kategorisine giriyor benim gözümde…

Filmde dikkat çeken detaylara gelince: Kadının biri söylediklerinin kanıtı olarak çantasından fotoğraf çıkarıyor.. Ben olsam çantamda taşımazdım, zaten çantam da olmazdı… Daha zor inandırıcı bir durum ise: Casusların arkalarında yazılı kanıtlar bırakacak kadar acemice davranmaları...

Son söz: Afrika görüntüleri ve Afrika müziği için izlemenizi tavsiye ederim.

Related Posts with Thumbnails