Pedro Almodovar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pedro Almodovar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ocak 30

Volver / Donus (2006)



Film La Mancha’da, kadınların mezar taşı temizliği görüntüleri ile başlıyor… Sert bir rüzgar var havada… Tozu dumanı birbirine katan. Çiçekler, yapraklar uçuşuyor…

Sole’nin ağzından köyde kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığını öğreniyoruz. Filmdeki tek erkek karakter; Raimunda’nın (Penelope Cruz) kocasının da çok uzun yaşamayacağına dair bir işaret... Kadın ruhundan anlamayan, futboldan başka bişeyle ilgilenmeyen, alkolik itici bir tip… (Yönetmenin futbolla ilgili takıntısı olduğuna Carne Tremula’da değinmiştik.)

Köyde, insanlar ölmeden mezarlarını alırlar, kendi mezarlarının bakımını yaparlar... Komşuları Agustina’ya göre bu, vakit geçirmek için rahatlatıcı bir faaliyettir… Kaybettikleri yakınlarının mezarlarıyla da sürekli ilgilenirler...

Sole ile Raimunda’nın annesi Irene (Carmen Maura) kocasının kolllarında uyurken 2002’de bir yangında ölmüştür… Mezarlık ziyaretinden sonra, köydeki teyzelerini görmeye giderler… İlerleyen yaşına rağmen evde yemekler yapmasını, hayatını sürdürebilmesini hayretle karşılarlar… Annelerinden hala yaşıyor gibi bahsetmesi ise bunaklık işaretidir… İşin ilginç tarafı ev hala annelerinin kokusuyla dopdoludur, sigara böreği de sanki onun elinden çıkmış gibidir…

Karşı komşu Agustina’ya teşekkür etmek için uğrarlar. Yaşlı teyzelerinin hayata tutunmasında payı vardır elbet… Fakat Agustina’nın da acısı büyüktür. Köyün tek hippisi olan annesi, tesadüfün iğne deliği misali; Irene ve kocasının yanarak öldüğü gün ortadan kaybolmuştur… 3,5 yıldır sanki yer yarılmıştır da içine girmiştir… Bu sefer, daha önceki ortadan kaybolmalarına benzememektedir…

Köylülerin bir yandan ölümü çok doğal karşılamaları, diğer yandan da, ölenlerin "yeniden göründüklerine" dair bir sürü söylentiye ortak olmaları odaklanılması gereken bir detay... Yeniden görünme dedikodusu, insanları belki de büyük acılardan kurtarmanın bir yolu... Ölenleri hayal de olsa, diriltmenin şekli…

Sole, Raimunda ve kızı mezar ve köy ziyaretinden sonra, Madrid’e günlük hayatlarına dönerler…
Bir otobüsün belirir, üzerinde “VOLVER A SENTIR” (dönüşü hisset) yazan kırmızı bir otobüs ekranı kaplar…

Otobüs, Raimunda’nın kazağı, kızı Paula’nın tişörtü, durak… Her şey kıpkırmızı bu sahnede... Motosiklet, çanta, park etmiş araba, askıdaki eşofman da kırmızı. Çerçeveler… Bu kadar kırmızı hayra alamet değil tabi… Kanı çağrıştırmakta…

Paula, yıllardır babası bildiği Paco’nun tecavüz girişiminde bulunmasıyla, onu bıçaklayarak öldürür… Raimunda cinayetten bir süre sonra karşılaştığı kızına gerçek babasının o olmadığını anlatır, cesedi saklar. Kızının cinayetten dolayı bir zarar görmemesi için her türlü fedakarlığa hazırdır… Aynı gün, apartman girişindeki restoranın sahibi Barcelona’ya uzun süreliğine gitmektedir ve işlemeyen mekanın anahtarlarını taliplerine göstermek üzere Raimunda’ya teslim eder… Soul Kitchen gibi, hikayenin merkezine yerleşmese de, restoran filmin eğlenceli yerlerinden biri… Paraya ihtiyacı olan Raimunda gelen bir talep üzerine mekanı işletmeye karar verir… Kendi elleriyle ve arkadaşlarının yardımıyla yaptığı yemekler, mezeler, tatlılar yakındaki bir film seti çalışanlarının büyük beğenisini kazanır…


Derken anneleri, teyzelerinin öldüğü gün, Sole’ye –görünür-… Ama öyle böyle bir görünme değildir… Kanlı canlı karşısındadır… Gerçekleri ve Raimunda’nın geçmişte yaşadığı büyük dramı, annesinden bir zamanlar nefret etmesinin nedenini filmin ilerleyen sahnelerinde öğreniriz…

Raimunda rolündeki Penelope Cruz, Volver isimli şarkıyı gitar eşliğinde restoran müşterilerine söyler… Volver, annesinin kızına öğrettiği bir şarkıdır… Hikayede büyük bir önemi var, çünkü Raimunda bu şarkıyı söylediğinde annesinin öldüğünü düşünüyordu, fakat annesi onu dışarıdan gizlice izleyip ağlamaktadır… Dönüş gerçekleşmiştir... Volver diyen acıklı ve iç burkan, ölüyü dirilten muhteşem bir sesle annesini farkında olmadan geri getirmiştir…

Yönetmen için La Mancha, annesi demek... Volver de annesinin hatırlanması demek... Bu nedenle film boyunca bolca çiçek görürsünüz: Elbiselerin, masaların, duvar kağıdının, perdelerin, kaselerin, tabakların üzerinde.

Filmdeki kadınlar, Almodovar'ın çocukluk hatıralarından, gözlemlerinden kalma... Evlerde hiç erkek olmazmış... Büyürken vakti hep kadınlarla geçmiş...


Almodovar'ın doğduğu yer La Mancha. Don Kişot'un memleketi… Çok rüzgarlı bir yer... Yel değirmenlerinin yerini rüzgar tribünleri almış... Alaçatı'dakilerle aynı görünümleri…

Filmde Penolope Cruz Sophia Loren'e benziyor… Almodovar bu seçimin bilinçli olduğunu söylüyor…

Almodovar’ın ilk filmlerinde oynayan ünlü aktrist Carmen Maura ve yönetmen için, on yıldan sonra film bir dönüşü simgeliyor…

Sinema dergisinde tanıtımını gördüğüm ve izlemek istediğim, 2009’da en iyi yabancı film Oskar’ını alan Japon yapımı Okurbito filmini de iyice merak ettim… Ölümün yaşamın bir parçası olduğunu, her ölümün yeni bir hayatı müjdelediğini anlatmasıyla izlenecekler listeme girdi…

Pazar, Ocak 3

Carne Tremula / Ciplak Ten (1997)



Pedro Almodovar’ın izlediğim bütün filmlerini sevmiştim…

Los Abrazos Rotos (Kırık Kucaklaşmalar) isimli yeni filminin 8 Ocak 2010 günü gösterime gireceği açıklandı… Volver’dan sonra ikinci filmini sinemada izleme şansını yakalayacağız… Diğerlerini DVD’den seyrettim.

İlk izlediğim Todo Sobre Mi Madre (Annem Hakkında Her Şey), yönetmeni 6-7 yıl önce takip etmeye başlamama yetmişti… Hala en sevdiğim filmi olduğunu söyleyebilirim… Hable Con Ella (Konuş Onunla) da Pedro Almodovar’ın filmi olduğunu bize açıkça göstermişti… Bu iki filmden önce çekilmesine rağmen Carne Tremula (Çıplak Ten)’i en son izledim... 1997, 1999 ve 2002 yıllarında çekilen bu üç filmi sırayla anlatmak istiyorum…

Çıplak Ten; 3 erkek, 2 kadın arasında geçen, bazı sahnelerini kaçırdığınız zaman anlaşılması zor olabilecek bir film… Sinemada izleyince filmin bütünlüğünün, konsantrasyon koşulları sağlandığından pek bozulması mümkün değil ancak, evde verilen araların sayısı arttığında filmi geri sarıp yeniden izlemek zorunda kalabilirsiniz…


Yukarıda anlattığım zorluğun temel nedeni, av-avcı rollerinin film ilerledikçe değişmesiyle ilgili. Sadık bir sinema izleyicisiyseniz bu uyarıyı es geçebilirsiniz… Kurgu oldukça basit aslında. Gözünüzü kırpmayın yeter:)

Film 1970’deki İspanya’nın siyasi durumu ile kısa bir giriş yapıp, yine 1996’da gelinen noktaya kısaca değinerek bitiyor… Diktatörlük ile demokrasi arsındaki farkın altını çizmeden geçmiyor…

Arada geçen 26 senede odaklanılan ise Victor’un son 6 yıllık macerası…

Victor (Liberto Rabal), fahişelik yapan Isabel’in (Penelope Cruz) oğlu olarak hastaneye yetiştirilemediği için bir belediye otobüsünün içinde doğmuştur… 20 yaşındayken bir barda, uyuşturucu bağımlısı Elena (Frencasca Neri) ile tanışır. Elena, telefonunu verdiği için ertesi gün evini bulan, kapısına gelen Victor’u görmek istemediğini söyler. Çıkan tartışmaya iki polisin müdahalesi sırasında silah patlar ve genç polis David (Javier Bardem) ağır yaralanır… Tekerlekli sandalyeye mahkum olur.

Elena, kendisini Victor’un elinden, hayatı pahasına kurtaran David’le evlenir. Uyuşturucu kullandığı çalkantılı günlerini geride bırakır…

4 yıllık hapis hayatında Victor’un kafasında kurduklarını dışarı çıktığında gerçekleştirmek bir takıntı haline gelmiştir. Bu amaç uğruna içerde kendini geliştirir… Her şeyden önce, David’i yaralayanın kendisi değil, David’in iş ortağı ve arkadaşı, karısıyla problemler yaşadığı için kendini alkole veren Sancho olması yıllarını çalmıştır…



Filme çeşitli nitelemelerde bulunmak mümkün: İntikam hikayesi, kadınları anlama kılavuzu, ava gideni avlayanlar derneği, aşk fedakarlıktır gerçeği, saplantılı aşk masalı ya da gerçek bir aşk şaheseri… Herkes farklı bir tad alabilir…

Carne Tremula’nın hatırlattıklarına ve unutmak istemediklerimize gelelim:

-Javier Bardem, bu filmden yedi yıl sonra kadar benzer bir rol oynamıştı… İçimdeki Deniz filminde yine ayakları felç olmuş bir adamı canlandırdı.
-Bardem, bu filmden 10 yıl sonra da No Country for Old Men ile en iyi yardımcı oyuncu dalında büyük ödülleri topladı.
-Müzikler klas.
-Ruth Rendell’in aynı isimli polisiye bir romanından uyarlama… Kitapta da ana karakter Victor.
-Filmin en sırıtan yeri, Victor ile David birbirleriyle yumruklaşmalı bir kavga ederken, ara verip televizyondaki canlı futbol maçını izlemeye başlıyorlar… Yönetmen’in futboldan nefret ettiğini düşündürüyor bu sahne…
-Karakterlerin birbirleriyle karşılaşması olasılık bilmini zorlayacak nitelik alabiliyor…
-Her filmde olduğu gibi bu filmde de, karakterlerin isimlerine bi bakalım: Victor: Bizdeki Zafer isminin karşılığı olsa gerek… İsim seçiminde bir anlam var.
-Beş karakterin tümünde de tutkulu aşk var. Sancho en delidivane olanı bence… Çünkü, kendine silah doğrultarak ateş eden aşkının, bunu yanlışlıkla yaptığını iddia ediyor.
-En saf olanları ise sanırım Elena… “Senin bana ondan daha fazla ihtiyacın var” diyerek, seçim kriterini açıklıyor.
-Filmin başında, otobüsün üzerinde görülen reklamda İspanyolca olarak “tam zamanında” yazıyor diye tahmin etmekteyim… Victor'un doğduğu otobüs... Aslında bebeğin hiç beklenmedik bir anda gelmesine gönderme yapılıyor olsa gerek...

-Renkler çok canlı...

-Yönetmenin İspanya ve Madrid sevgisi her filminde vurgulanıyor.

-Mutfakta çıkan yangın kadının kalbindeki yangını temsil ediyor olsa gerek... Aşk acısından görmez, duymaz, ne yaptığını bilmez hale geliyor... Yangın sahnesinde, alev almış bir tavaya suyla müdahale etmenin ne kadar tehlikeli olduğunu öğreniyoruz... Victor'un gayet sakin bir şekilde, doğru müdahaleyi profesyonelce yapması dikkat çekici...





Related Posts with Thumbnails