Oskar Werner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oskar Werner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ekim 24

Jules et Jim / Jules ve Jim (1962)



Jules ve Jim arasında geçen “Kadınların kiliseye girmesi beni hep şaşırtmıştır. Kadınlar Tanrı'yla ne konuşabilirler ki?" cümlesinden sonra, “ikiniz de aptalsınız” diyerek Catherine köprüden suya atlar…

Bu sahne bana şunu hatırlattı:

Zamanın birinde, 5-6 yaşlarındaki komşunun küçük kızı, arkadaşlarımla yazlığın bahçesinde oturup sohbet ederken, yanımızdan hızlıca geçti. Asık bir suratla “ben intihar etmeye gidiyorum” dedi… Şaşırdık, sohbet durdu, arkadaşlarla birbirimize baktık… Görev bana düştü… Peşinden gittim hemen… Yüksek bir duvarın üzerinde, yaşamın kıyısında, atlayacak gibi duruyordu… Elinden tutup yanımıza getirdim… Havadan sudan konuştuk…Morali düzeldi. İntihar edecem demesinin nedeni anlaşıldı: İlgi görmek istiyormuş…

Film bir kadın ve iki aşık üzerine… Catherine ne zaman ne yapacağı belli olmayan, kendisine aşık olanları süründüren bir kadın. Jules Alman, Jim Fransız… Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki dost oluyorlar. Derken savaş çıkıyor. İki düşman ordunun askerleri, istemeden birbirlerini öldürmekten korkuyorlar… Film, Birinci Dünya Savaşı’nı gösteren belgesel görüntüleri içeriyor… Savaş sırasında mektupla nişanlanan bir askerin ilginç ve dramatik hikayesine de şahit oluyorsunuz…

Jeanne Moreau Catherine rolünde, Oskar Werner Jules’u oynuyor. Kendisini Fahrenheit 451’de Guy Montag olarak tanımıştık. Jules rolünde Montag’ın çok ötesinde bir performansı olduğunu söyleyebilirim. Henri Serre ise Jim olarak kaşımızda…

Filmin ismi Jules ve Jim olsa da, merkezinde Catherine var. Kadının “femme fatale” kelimesini dolduran bir yapısı var. İlginçtir http://tr.wikipedia.org/wiki/Femme_fatale_(kavram) adresinde kelimeyle ilgili filmler arasında Jules et Jim yok… Unutmuşlardır…

Anlatıcı dış ses neredeyse Amelie’dekiyle aynı… Öpüşme sahnesinde arkada dolaşan sinek de… Truffaut, Yeni Dalga’nın öncülüğünü yapmasıyla birlikte, bütün dünyaca tanınan ve izinden gidilen bir yönetmen… Örneğin 1967’de çektiği Siyah Gelinlik isimli filmde düğün günü damat öldürülür… Gelin intikam için seri katile dönüşür… Eşinin ölümden sorumlu tuttuğu 5 kişiyi öldürür… Tarantino’nun Kill Bill’inde de (2004) böyle bir hikaye vardır… Truffaut’un külliyatını izlediğimiz vakit, bir çok yönetmenin filmlerinde ustalarına selam gönderdiğini göreceğiz…

http://www.youtube.com/watch?v=1JH3O4HSs7g adresindeki video, filmi izlemeniz için iyi bir neden… Jules ve Jim, “dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı” dinledikleri için çok mesut, çok bahtiyar oldular eminim…


Şarkıyı sevdiyseniz, Vanessa Paradis-Le tourbillon de la vie avec Jeane Moreau isimli videoyu aşağıdaki adresten izleyin: Jeanne Moreu’yu yıllar sonra yeniden görün…
http://www.youtube.com/watch?v=vDg4kW8HHoY&feature=related

Siyah beyaz görüntüler kartpostal tadında. Resim, müzik, tiyatro, kitaplar ve sinema sanatına duyulan sevgi ve bağlılığın elle tutulacak kadar somutlaştığı bir eser…

Gelelim yönetmenin sanata olan tutkusunun kaynaklarına: Truffaut doğduğunda annesi 17 yaşında. Gerçek babasını hiç tanımamış… Annesi bir adamla evleniyor. Ancak Truffaut’u istemiyor… Evde çocuğun ses çıkarmasına bile tahammül yok… Bu sorunlu dönemde kitapların içinde kayboluyor. Kitap kurdu oluyor… Okuldan atılacak bir öğrenci profilinde. Okuldan kaçarak, sinemaya gizlice, para vermeden gidiyor. Yüzlerce film izliyor… İzleyecek film kalmıyor. Bazı filmleri tekrar tekrar izliyor…

Truffaut kitapları o kadar çok seviyor ki…Çocukken favori yazarı Balzac için odasında bir küçük mabet yapıyor… Mum yakıyor… Mumdan yangın çıkıyor… Dayak yiyor… Bütün bu anlattıklarım yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olan 400 Darbe’de yer alıyor… Filmde kendi çocukluğunu anlatıyor…Ona göre sanat yaşamdan esinlenmeli…

Jules et Jim’in bir sahnesinde kitaplar yakılıyor… Kitapların yakılması yönetmeni derinden etkileyen bir konu olsa gerek ki, izlediğim iki filminde de böyle sahneler var…

Yönetmenle ilgili bir diğer detay da: Çektiği filmlerin senaryoları ağırlıklı olarak kitaplardan…Jules et Jim; Henri-Pierre Roché’un yarı otobiyografik kitabından uyarlanmış…

Bu noktadan sonra yazacaklarım, Truffaut’la 1970’de yapılan röpartaj. Filmle ilgili detaylar içerdiği için filmi izlemeye niyetliyseniz, izledikten sonra okumanızı tavsiye ederim. Google’da françois truffaut interviews yazarsanız, Samuels’in röportajını barındıran, bir e-kitapla kaşılaşacaksınız. Yazdıklarımı yazarı belli olmayan, DVD’nin içinde çıkan Türkçe kitaptan aldım… Röportajda, Jim’in Alman olduğu yazıyor…Yukarıda Fransız olduğunu söylemiştim… Çelişkinin nerden kaynaklandığını araştırıyorum…

Samuels: Jules et Jim filmindeki Catherine hakkında ne düşünüyorsunuz?
Truffaut: Son derece muhteşem olduğunu. Gerçek hayatta böyle bir kadınla karşılaşsaydınız, sadece hatalarını görürdünüz. Ama filmde bunlara yer verilmiyor.
Samuels: Ancak bir çok eleştirmen, en azından Amerika’da, Catherine’in bir cadı, bir nevrotik, bir adam yiyen olduğunu düşünüyor.
Truffaut: Bir Fransız psikiyatrın ne dediğini biliyorsunuz; “Jules ve Jim annelerine aşık iki çocuk hakkındadır”.
Samuels: Sizce Catherine neden Jim’i öldürür?
Truffaut: Çünkü bu olay romanın sonunda yer alır. Alevler içindeki tabut da kitaptan alıntıdır… Gösterdiğim her şey romanda yer almakta. Onu neden öldürdüğünü bilemiyorum. Çünkü kitapta bunu açıklamıyor. Bu psikolojik bir öykü değil. Başı ve sonu olan bir aşk öyküsü. Kitapla film arasındaki fark, filmin daha bağnaz olması. Ben o filmi çektiğimde 30 yaşından gençtim. Halbuki romanın yazarı 73 yaşında bir adamdı.
Samuels: Kitapların yakıldığı sahneye neden yer verdiniz?
Truffaut: Çünkü Jim bir Alman ve o yanan da Reichstag ateşi. Benim için bu bir devrin kapanışını sembolize ediyor; sanatçıların ve sanat meraklılarının devrini. Ayrıca bizi filmin sonunda, Jim ve Catherine’in yakıldığı sahneye de hazırlıyor.
Samuels: Böyle tarihsel bir boyut var. Acaba sahnelerde kullanılan, önceki dönemlere ait Picasso tablolarına yer vermenizin nedeni de bu mu? Zamanı bu şekilde mi belirtmek istediniz?
Truffaut: Evet.
Samuels: Bu film fotoğraflarla, öykülerle dolu. Neden?
Truffaut: Jules ve Jim, anlatılan olayların üzerinden 50 yıl geçtikten sonra yazılan otobiyografik bir roman. Bu kitapta beni çeken sadece öykü değil, aynı zamanda zamansal mesafeydi ve bunu filme aktarmam gerekiyordu. Bu yüzden karakterlerde çok az yakın çekim kullandım. Kullandığımda ise tam boy görüntü vermeye çalıştım. Filmin eski bir fotoğraf albümü havasında olmasını istedim.

www.idefix.com adresinde filmi bulabilirsiniz…

Salı, Ekim 6

Fahrenheit 451 (1966)



1951 yılında Ray Bradbury'in yazdığı aynı isimli kitaptan 1966'da Francois Truffaut'un çektiği filmde başrolde Oskar Werner ve iki rolü birden oynayan Julie Christie var.

Teknolojinin ilerlemesi ve yeni dünya düzeni gereği itfaiye teşkilatı farklı bir görev üstlenmiştir: Kitapları bulup yakmak... Daha filmin başında ekranda hiç yazı göremezsiniz... Filmle ilgili bilgiler sesle iletilir... Televizyon antenlerine kamera odaklayarak... Yazılı her şey yasak olduğundan başroldeki itfaiyeci Montag değişmeye başladığı günlerde merak edip eline aldığı kitabı heceliyor...

Okumayı unutmuş insanlar... Televizyonun esiri olmuşlar ve birer robota dönüşmüşler... Duygusuz, fikirsiz, akılsız... Hepsi aynı... Montag'ın dönüşümündeki nedenlerin filmde iyi açıklanamadığı, Truffaut'un eserin kritik yerlerini kırptığı eleştirisi var... Kitabı okumak lazım...

Film İngilizce ve renkli olarak çekilmiş...Truffaut bu isteklere başta karşı çıkmış. Karşı çıkmasını şuna bağladım: Fransızca'da; Özgür İnsan, Kitap İnsan (livre, libre) kelimeleri birbirine çok yakın...Filmde yer alan önemli bir diyalogda bu kelimeler book people, good people olarak biraz da esprisi kaçmış şekilde İngilizce'ye çevrilmiş....Bunun gibi birden fazla çeviri - dil sorunu yaşanmıştır sanırım....

Suretler isimli 2009 yapımı filmde olduğu gibi, yine mevcut düzene karşı çıkan insanlar, şehir dışında izole edilmiş bir yer kuruyorlar ve kitapları yaşatmak için kitaba dönüşüyorlar...Herkes bir kitap ezberliyor...İkizlerden biri birinci cilt, diğeri ikinci cilt...Şeklinde esprili bir anlatım da var..

Filmde bulduğum ilginç noktaları çok detaylara girmeden, başlık olarak iletmek istiyorum:

-İtfaiyeciler Nazi SS'lerine benziyor. Selamlaşmaları, kıyafetleri vb...Hatta bir ara yakılan kitaplar arasında Mein Kampf da görüntüye gelir.
-Okuldaki sahnede, koridor duvarları nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde daralıp genişliyor...
-İtafiyecilerin üst kattan, yatakhaneden zemine inmek için kullandıkları boru aynı zamanda onları yukarı güç harcatmadan çıkarıyor..
-Bu boru bir nevi parmak izi tanıyor olsa gerek ki, bi ara Montag'a çıkış izni vermiyor.

-İnsanlar televizyonlarla çift yönlü etkileşim içindeler...Televizyonla konuşabiliyorlar...Ama sorunlu bir iletişim bu...Yani ne desen aşağı yukarı aynı cevabı veriyor...
-Film müziği, korku filmi müziğine benziyor.
-Görüntüleri, sahneleri çekildiği yılı gözönüne katarsak geleceği anlatma konusunda başarılı...

-Film geleceği anlatsa da, bazı nesneler geçmişten kalma...Gelecekte insanlar aşırı modernlikten sıkılıp antilara merak salabilirler:)
-Yakılan kitaplar arasında Fransızca kitaplar ağırlıkta, yönetmen kendi kitaplığından getirmiş olmalı. İngilizce, Almanya ve İspanyolca kitaplar var...
-Salvador Dali'nin kitabının yandığı sahnede, bir çırpıda Dali'nin neredeyse bütün eserlerini gördük...

İzlemesi çok kolay olmayan, sabır isteyen bir film olmakla birlikte, Truffaut ve kitaplar için gömek lazım gelir...


Related Posts with Thumbnails