Moritz Bleibtreu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moritz Bleibtreu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Şubat 27

Im Juli / Temmuz'da (2000)


Balkanlar’dan geçen yol filmi, sımsıcak, parıldayan güneşli yaz hikayesi, Juli'nin saçlarındaki gibi bir aşk örgüsü...

Im Juli’de henüz yaşamının anlamını bulamamış erkekler için aşağıya yazdığım sağlam bir tüyo var: Teoriyle pratiği de birleştirmeyi unutmamak lazım tabi...

"Aşkım,

Kilometrelerce yol kat ettim, nehirleri geçip, dağları aştım... Hüsrana uğradım ve ızdırap çektim, nefsime karşı koydum ve güneşi takip ettim. Böylece senin önünde duruyorum ve sana seni seviyorum diyorum…"

Fatih Akın’ın ikinci uzun metrajlı filminde başrolleri Moritz Bleibtreu (Daniel), Christiane Paul (Juli), Mehmet Kurtuluş (İsa), İdil Üner (Melek) oynuyor…

Amelie tadında, sinemadan çıktığınızda sizi mutlu hissettirecek türden…

Yönetmen, röportajda, bir yanım Juli, diğer yanım Daniel diyor... Juli duyguyu, Daniel mantığı temsil ediyor...

İsa ile Daniel 7 Temmuz'da Bulgaristan'da karşılaşıyorlar.

Okulların kapandığı 1 Temmuz'a geri dönüp bir haftalık süren, 8 Temmuz'da biten eğlenceli bir yolculuğa çıkıyoruz..

Daniel kendi halinde, safça, bir Fizik öğretmeni… Kuralcı (okulun son günü ders yapıyor), hesap kitap yapmadan hareket etmeyen (nehirden karşıya arabayla uçmaya çalışırken formüller kullanarak hız hesabı yapıyor), kaderinin peşine takılabilen bir adam… Juli onu görür görmez aşık olmuştur. Sokak pazarında Daniel’e güneş sembollü Maya şans yüzüğü satar… Hediyesi kabilinde gece için bar-diskoya bir davetiye verir… Üzerinde güneş sembolü taşıyan bir kadın senin hayatını değiştirecek, seni mutlu edecek diye de falına bakar… Niyeti basit: Bar’da göbek deliği dekolteli, kocaman güneşli bir elbise ile Daniel’in karşısına çıkmak… Juli’nin ayrıca dövmeleri de var güneşli…Ensesinin hemen altında ve belinde… Hedefi ıskalamak imkansız gibi görünse de Daniel hazır canlıdır… Bara erken gider, güneş’li bir kız arar… Ay’lısını bulur, ve fakat güneş’lisini bulamaz… Çabuk pes eder… Dışarı çıkar…. Türk kızı Melek sokakta karşıdan gelmektedir… Melek üzerindeki güneşli tişört ile Daniel’in kaderidir. Sadece tişörtte değil… Uzun eteğinde de bir sürü güneş görürsünüz… Melek’e aşık olur…
Beraber Hamburg sahilinde otururlarken Melek’in: Güneşim, ayım sana ışık olsun diye söylediği şarkı (dinlemek şarttır – İdil Üner’in sesi müthişmiş) bitirici darbeyi vurur… Peşinden dünyanın öbür ucuna da olsa gidecektir artık… Melek ismi gibi bir insandır… Kanatları eksiktir bi… Havalimanından tatil için İstanbul’a uğurlanır. Ortaköy’de bir hafta sonra buluşacaklardır… Daniel yola, onun peşine döküntü bir araba ile düşer…

Juli, Daniel’in Melek’le bar çıkışında konuştuğunu görmüştür… Ertesi gün hayalkırıklığını ve sırt çantasını yanına alıp tatile çıkar… Otostop çekmektedir… Her tatilde yaptığı gibi, ilk denk gelen arabaya binip, arabanın gittiği yerde tatilini geçirecek… Tesadüf bu ya, Daniel’in arabasıdır durdurduğu…

Birlikte Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’ı geçerken, türlü maceralar yaşarlar. Kötü gibi görünen fakat filmin konsepti gereği bir türlü doğru dürüst kötülük yapmayan insanlarla karşılaşırlar.. Hatta kötü görünümlü, güzel insanlar aralarında aşk filizlenmesini sağlayacak bir takım yardımlar bile yaparlar… Daha doğrusu Juli’ye yardım ederler…

Filmdeki dikkatimi çeken ayrıntılar:

Güneş ve Ay’ın rekabeti var filmde… Dekorlar, etekler, tişörtler, dövmeler, takılar ya güneşli ya aylı… Melek’in söylediği şarkı bile öyle: İdil Üner muhteşem sesiyle: Güneşim, ayım sana ışık olsun diyor… Filmin başlarında güneş tutulması yaşanır… Ay Dünya ile Güneş’in arasına girer… Daniel güneşe tutulmuştur.

Juli acayip şekilde Avatar’daki Navi’lere benziyor… Hiç makyajsız Avatar 2'de oynayabilir:)

Müzikler klas. Titizlikle seçilmiş. Sezen Aksu, Akın filmlerine çok yakışıyor.

Suicide Swing: Güneşli aylı bir şarkı daha: Branka Katic ve Birol Ünel’i dans ederken görüyoruz…
Brooklyn Funk Essentials'tan Ska Ka-Bop da tavsiye edilir.

Fragman üzeri survivor'i buradan dinleyebilirsiniz...
Melek'in Daniel'e doğru ilerlediği, ilk karşılaştıkları sahnede, adamın biri ters ters yürüyor... Bu işte bir terslik var demek olabilir:)

Kaliteli filmler Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlayabilecek en önemli unsur… Ortaköy Juli ve Daniel'le ayrı bir güzel. “Güneye gitmek” umarım Im Juli’yi izleyen yabancıların da anladığı bir detaydır. Güneye gitmek, bizim için cennete gitmek gibi bişey…

Bir rivayete göre Romenler çekime izin vermedikleri için filmin Romanya’da geçen bölümü fotoğraflarla anlatılıyor… Zorunluluktan olsa da ayrı bir hava katmış ve filmin en beğenilen yerlerinden biri olmuş.

Fatih Akın yazıp yönettiği filmde kendine de bir rol ayırmış. Oyunculuktan ziyade yönetmenlikte başarılı diye düşünüyorum.

Çarşamba, Ocak 13

Soul Kitchen (2009)


“Life is what happens to you while you're busy making other plans” John Lennon’a ait bu laf afişte yer alıyor. “Hayat; siz başka planlarla meşgulken, olanlardır…” Ama bundan daha anlamlı, vurucu sözler Fatih Akın’a ait:

Soul Kitchen bir sevgi ve dostluk filmi olmasının ötesinde, bireyin hayatın dayatmaları kaşısındaki güçlü duruşunun ve teslim olmamasının filmidir…

Fatih Akın bu son filmini 2009’da çekti. Başrollerde Zinos (Adam Bousdoukus), abisi Illias (Moritz Bleibtreu), yetenekli ve asabi aşçı Shayn (Birol Ünel), sevimli garson Lucia (Anna Bederke) ve Zinos’un sevgilisi Nadine (Pheline Roggan) var.

Çekim yeri Hamburg’un kentsel dönüşüm projesinde yer alan Wilhelmsburg semti. Mekan ise arsasının değeri ile emlakçıların iştahını kabartacak genişce bir yer… Nedense film boyunca tavernaya dönüşeceğini hayal ettim…

Filmin tarz olarak “komedi” diye nitelenmesinin bir avantajı ve dezavantajı var: Espri anlayışı gerçekten evrensel bir şey değil… Hatta yakın arkadaş grubunda bile değişkenlik gösterir… Soul Kitchen’e ağzımız kulaklarımıza varacak diye gitseydik, herhalde tatmin olmazdık…

Diğer yandan komedi sınıfına girmesinin ise şöyle bir avantajı var: Zinos’un bazı belalardan Real Madrid’in futbolcusu Ronaldo’nun hızı ve çalımlarını kullanması gibi kolayca sıyrılmasını normal karşılıyoruz… Hatta bu durum ilaç kutusuna düğmenin uçtuğu sahnede zirve yapıyor :)

Müzikler filmden çıkar çıkmaz sizi soundtrack arayışına sokacak cinsten… İnternet’te ve dergilerde okuduğum yazılarda istisnasız bir mutabakat var.

Bazı kaynaklarda Fatih Akın'ın Soul Kitchen’i abisine ithaf ettiği yazılmıştı. Monica Bleibtreu’nun (Moritz Bleibtreu’nun annesi) geçtiğimiz sene 13 Mayıs’ta vefat etmesi ile birlikte durumun değiştiğini tahmin ediyorum. İşin ilginç yanı, Nadine’in ninesini oynayan Bleibtreu filmde de öldü… İki olay arasında bir ilişki olabilir… Araştırmaların devam ediyor…

Konuyu özetlersek: Hangar’dan bozma, döküntü, genişçe bir restaurant’ın sahibi olan Zinos’un başı vergi ve sağlık denetmenleriyle derttedir… Bir tesadüf sonucu tanıştığı aşçı Shayn’ın sayesinde işler çok iyi gitmeye başlar… Ancak bu dönemde üç büyük sorunla daha baş etmek zorunda kalır… Hapisten şartlı tahliye olan abisiyle olan ilişkileri, kendisini Hamburg’ta bırakıp Çin’e giden ve Sezen Aksu misali -haydi gel benimle ol- diyen sevgilisi Nadine ve denetçileri üzerine salan, restaurant’tın arsasında gözü olan Thomas Neumann… Bu adamın isminin Neumann olmasının da bir anlamı var muhakkak… Günümüz dünyasının yeni (Neu) insan (mann) modeli… Para için her şeyi yapabilen açgözlü bir tip… Filmdeki karakterlerin, iyisiyle kötüsüyle, Yeşilçam naifliği-lezzeti taşıdığını düşünmekteyim… Sinemadan çıkınca kendimi iyi- mutlu hissettirmesiyle de Amelie’yi anımsattı…

Pazar günü 12:15 seansında İzmir Sineması’nda izledim filmi… Salonda 5 kişi olması, sinemanın yıpranmış görüntüsü ve artık bakım onarım için para harcanmadığına dair izler içermesi, gösterimin sonlarına doğru ses sistemindeki arıza bana, bu salonun da kısa bir süre sonra kapanacağı hissini verdi. Umarım düşündüğüm gibi olmaz…

Youtube’de film müziklerini bulmak için Locomondo diye aratınca çoşkulu bir şarkı çıktı… 4-5 dilde söylenmiş, aşkla ilgili… "Take my soul" dese de, konumuzla çok alakalı değil ama dinlemenizi tavsiye ederim. Netice itibariyle Fatih Akın bizi Locomondo ile tanıştırmış oldu:

The Doors’un Soul Kitchen isimli şarkısını dinledim… Filmle bir ilgisi olmadığını yönetmenin medyada dile getirdiğini görmüştüm… E, peki klipte resimlerde gördüğümüz Jim Morrison (soldaki) neden Adam Bousdoukos’a bu kadar benziyor? Biri bana açıklamalı :)

Fatih Akın Adam Bousdoukos ile büyümüş... Sernaryoyu birlikte yazmışlar... Adam'ın hayatı ile Zinos karakteri arasında büyük paralellikler var...

Favori adamım Zinos. Zira neredeyse film boyunca ağrıyan belini tutarak yürümesi ile çok sempatik. İşini sahiplenen çalışkan bir adam, tutkulu bir aşık ve utangaç. Oyunculuktaki adamım ise Birol Ünel. Karizmatik, yetenekli serseri tarzı ile hafızalarımıza kazındı.. Bir numaralı şarkım ise, Locomondo'dan: Fragosiriani ... Sürprizim Uğur Yücel ile Sokrates’i oynayan Demir Gökgöl… Diğer bir güzellik ise Sezen Aksu şarkısı…

Filmin youtube’daki sitesi fragmanları ve müzikleri içeriyor… ... Bu klip özellikle tavsiye edilir:)
Related Posts with Thumbnails