Martin Scorsese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martin Scorsese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 15

Taxi Driver / Taksi Soforu (1976)


Birçok sinamaseverin en iyi ilk 100 filmi listesinde üst sıralarda bulunduğuna inandığım, 1976 senesine ait bir yapıt... Yönetmen Martin Scorsese ve Robert DeNiro lokomotif konumdalar... Eşlik edenler : Jodie Foster, Harvey Keitel ve Mavi Ay’dan tanıdığımız Cybill Shepherd..



Scorsese özellikle suç ve suçun kökeni ile ilgili filmler üzerinde çalışmış.. En son izlediğim Departed (Köstebek) yine aynı konu üzerine, meşhur bir film. Suç makinesi haline nasıl gelinir? Bunda devletin ve toplumun rolü nedir...? Sorularına cevap niteliğinde filmler diyebiliriz.. Ayrıca psikolojik problemli insanları da Scorsese filmlerinde çokça görüyoruz.

İnsanın kafasına kazınan o kadar çok replik var ki... Yıllardır unutulmamış / unutulmayacak.


Are you talking to me? DeNiro ayna karşısında bu repliği doğaçlama yapmış. Senaryoda bu söz yok. DeNiro rolüne mental ve fiziksel olarak hazırlandığını belli ediyor. Akıl hastalıkları konusunda bilgi toplamış. Taksicilik yapmış. Vücut çalışmış.

Jodie Foster filmde oynadığı rolle aynı yaşta. Leon’daki Matilda’yı andırıyor durumu..



Zindan Adası gibi, filmin sonunda bariz bir netlik yok.. İnsan ister istemez Travis’in hayalleri mi? Yoksa gerçek mi bunlar diye düşünüyor..

En önemli tema bana göre “yalnızlık”... Yalnız insan merdivendir, hiçbir yere ulaşmayan... İstanbul’da mesela İstiklal’de yürüyorsun.. Kalabalığın içinde.. Tanımadığın insanlar.. Yalnızsan daha bir ağır geliyor.. Halbuki orada bulunma sebebin insanların arasına karışmaktır. Bi de yalnızlığın bir hali daha var: Teoride etrafında çok insan var.. Fakat pratikte yalnızsın. Öyle hissediyorsun.. Kocaman şehirlerde yalnız insanlar, milyonların içinde binlerce... Gece yalnız uyursun ekran karşısında.. Bir ses olsun istersin evde.. Televizyonu açık bırakıp yatarsın..

Travis rolünde Robert DeNiro genç yaşına rağmen çok başarılı... Travis karakteri senaryo ve oyunculuk anlamında çok inandırıcı...

Vietnam savaşından yeni dönen Travis uykusuzluk hastalığına çözümü geceleri taksi şoförlüğü yapmakta arar. New York’un en belalı yerlerinde çalışır.. Uyuşturucu satıcıları, gangasterler, fahişelerle dolu bir bölge. Seçim kampanyasında başkan adayı Paladin için çalışan Beatsy ile tanışır.. Onunla tanışması da pek normal değildir.. Bir süre takip eder çalıştığı yerin etrafında.. Sonra yanına gider.. İkna eder güzel kadını... Çay – kahve içtikten sonra, bir sonraki buluşmada sinemaya gidilecektir. Yanlış bir film seçimi herşeyi berbat eder. Travis bir sonraki görüşmeleri için telefonda Beatsy’i çok arar.. Başarılı olamaz. Yönetmenin dediğine göre en kritik sahne budur.. Kamera Travis’ten koridor’a, boşluğa döner. Issız Adam’ı andıran bir sahne..

Beatsy’den artık geriye öfke kalmıştır.. Öfkesini aday Paladin’e yöneltir... Beceremez.. Toplum için bişeyler yapmak zorunda hisseder kendini.. Iris'i kurtaracaktır.. Kadın satıcılarıyla mücadele etmeye karar verir.. Daha kolay bir hedef sonuçta.. Ama ortalık kan gölüne döner.... Kendince yağmur rolü üstleniyor.. Yağınca bütün pislikleri temizleyen bir yağmur..


Taxi Driver sürükleyici bir klasik film.. İçimizdeki ve etrafımızdaki Travis’leri farketmemizi, düşünmemizi sağlıyor. Tek başına Robert DeNiro için bile izlenebilir.

Perşembe, Eylül 16

Shutter Island / Zindan Adasi (2010)


2010 yılı yapımı filmde yönetmen Martin Scorsese ve başroldeki Leonardo DiCaprio öne çıkıyor. Dr. John Cawley’i oynayan Ben Kingsley’i de unutmamak lazım gelir.

1954’ün ABD’sinde topluma zarar verme ihtimali yüksek olan, ağır cezalık suçlar işlemiş akıl hastaları bir adaya kapatılmaktadır.

Adamımız Teddy Daniels adli polistir ve ada-hapishaneden kaçan bir hastayı aramak için görevlendirilir. Henüz tanıştığı, Portland aksanı ile konuşan Seattle’lı partneri Chuck ile birlikte tek ulaşım aracı olan feribota binip adaya gelir. Güvenlik önlemlerinin had safhada olduğunu, buradan kaçmanın mümkün görünmediğini ilk sahnelerden söyleyebiliriz. Bununla birlikte adadan anakaraya yüzerek ulaşabilmek de olasılıksız.

Teddy’i feribotta deniz tutmuştur. El titremesi ve kusma sorunu yaşar. Suya karşı hassasiyeti var.

Adadaki disiplin, güvenlik aşmış durumdadır. Polislerin bile silahla dolaşmasına izin vermezler. Silahlarını gardiyana teslim edecekler. Chuck bu sahnede bir türlü kılıfından çıkarıp silahı veremez. İlginç ve şüphe uyandıran bir detaydır. Polisin en becerikli olması gereken konu hızlı silah çekebilmek değildir de nedir?

Adamımız 3 öz çocuğunu suda boğarak öldürdüğü için adaya kapatılan, kaçtığı düşünülen kadın için hasta, gardiyan, hizmetli ve doktorlarla görüşür. Kadının kaldığı koğuşa bakar. Yerde gizlenmiş bir not bulur. THE LAW OF 4 / WHO IS 67? 4’ün kanunu / 67 kim?. Koğuşta iki çift ayakkabı vardır. Demek ki ayakkabısız kaçmıştır. Ayakkabıların hiç de kadın ayakkabısına benzemediği görülüyor.


Teddy’nin partneri Chuck, kaçak mahkumu tedavi eden doktorun olaydan sonra izin alıp adadan ayrıldığı söylenince pek nadir yaptığı bir iş yapıp devreye girer: Hangi mantıkla izin verirsiniz? der. Psikiyatr Sheehan’a telefonla ulaşmaya çalışırlar ama ne mümkün…

Bu noktada filmin Inception (Başlangıç) ile örtüştüğü birkaç madde sıralayayım:

- Başrol oyuncusu
- Başrolün geçmişi
- Gerçekle rüya-halüsinasyonların birbirine karışması…
- Rüya içinde rüya

Adada konuşulan kişiler, dolaşıldıkça edinilen bilgiler ve izlenimler şüpheli durumun artmasına ve şiddetlenmesine neden olur. Geçmişiyle ilgili bir takım rüyalar ve halüsinasyonlar gören adamımızın neden adada olduğunu anladığımızı sanırız: Adada kayıtlarda ve ortalarda görünmeyen bir mahkum daha vardır; Teddy’nin karısının ölümüne neden olan bir kundakçıdır.

Adamımızın sanrılarında artışlar başlamıştır. Gündüz gözüyle ölen karısıyla konuşabilmektedir.

Kayıp hasta kadını hapishane yönetimi bulur. Fakat bir acayiplik vardır: Fırtına gibi bir dolu sıkıntıdan kadın dışarıda bulunduğu süreçte hiç de etkilenmiş gibi görünmemektedir.. Sapasağlamdır. Bunun dışında adamımız kısa süre sonra gerçek kaçağı da bulmuştur. Bir sürü acı gerçeği onun ağzından öğrenir. Başının ciddi belada olduğunu, adadan kurtulmanın kolay olmayacağını anlar.. Bu sahnedeki önemli detay ise, uçurumdan aşağıya inmesine neden olan sigara izmariti rüzgara rağmen yerinde durmaktadır. Filmin bazı yerlerinden bazı nesnelerin bir kaybolup geri gelmesi de ilginç bir durum.. Örneğin, mahkum bir kadının sorgu sırasında elindeki bardak görüntüden kaybolur.. Teddy’nin ölen eşinin elindeki viski şişesi buharlaşır filan..

Yeri gelmişken, Alman askerlerinin kurşuna dizildiği sahnede de bir acayiplik var: Bütün silahların aynı anda ateşlenmesi beklenirken, sanki sırayla-arka arkaya tetiğe basılmış gibi, esirler domino taşları misali yere yığılmaktadır.

Son dönemde evde izlediğim DVD’ler içinde dikkatimi komple teslim alan, pür dikkat kesildiğim tek film olması ile birlikte filmin finali yeniden izleme arzusu yarattı.

Filmin mesajını gerçek ve gerçeğin görüntüsü farklıdır diye alıyorum. Gerçeğe ve doğruya ulaşmak hiç de kolay değil. Yönetmen bir sürü done vermesine rağmen gerçeği belki de kabullenmek istemediğimiz için göremiyoruz. Teddy ile özdeşleşiyoruz.

Hangi filme benziyor derseniz: Kelebek, Alcatraz Kuşçusu, Esaretin Bedeli gibi hapishaneli, adalı, kaçmalı filmler ilk akla gelebilir. Hitchcock’un Sabotajcı isimli filminde de benzer bir atmosfer olduğunu söylemek mümkün.. Savaştan yeni çıkmış ya da çıkmak üzere olan Amerika’nın paranoyaları dile getiriliyor... 6.His isimli filme izleyiciyi şaşırtmasıyla benzetebiliriz. Makinist’i de unutmamak lazım kardeş filmler kategorisinde. Gerilim sahnelerinin bazıları What Lies Beneath It’i hatırlattı. Akıl Oyunları, K-Pax, Momento ve American Psycho’yu da es geçmeyelim… Böylesine çok filmi akla getirmesinin tesadüfi olmadığını düşünüyorum.

Okuduğum ilk yorumlara aldanıp sinemaya gitmekten vazgeçmiştim.. Filmi iyi bir ses düzeni, sinema perdesi ve karanlıkta izlemenin çok daha etkileyici olacağına eminim. Gerilim ve gizem temalı filmleri sevenler için çok ideal. Artan gizem ve seyircideki tedirginlik elle tutulur cinsten. Müzikler gerilimin voltajını arttırmada çok başarılı... Belki tek başına dinlemek anlamlı olmayabilir ama filmle ciddi bir bütünlük sağlıyor.
Related Posts with Thumbnails