Kim ki-duk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kim ki-duk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 26

Bin Jip / 3 - Iron / Boş Ev (2004)



Sun-Hwa (Seung-yeon Lee) motorsikletiyle sokaklarda dolaşan ve evlerin kapılarına fast food yiyeceklere ait reklam broşürleri asan, varlıklı bir genç. Garip bir huyu var: İçinde kimsenin olmadığını anladığı evlere gizlice girmek ve birkaç gününü o evde geçirmek. Gün boyu astığı broşürler, eğer evde yaşayan birileri varsa kapı açıldığında yerlerinde olmuyorlar. Ancak, astığı yerde duran broşürler ise Sun - Hwa'nın beklediği şeyi müjdeliyor: Boş Ev.



"HEPİMİZ KİLİTLERİMİZİ AÇACAK KİŞİYİ BEKLEYEN BİRER BOŞ EVİZ"

Amacı hırsızlık yapmak veya sapıklık yapmak değil. Her seferinde yeni bir hayata ortak olmak istiyor, en azından bir süreliğine. Evin bir ferdi gibi yaşıyor, buzdolabından yiyecekleri çıkartıp yemekler hazırlıyor, banyo yapıyor, evde yaşayanların kirli çamaşırlarını yıkıyor, çiçeklere su veriyor, etrafı toparlıyor, bir evde ne yapılabiliyorsa onları yapıyor. Ev ahalisinin resimlerine bakıp onları tanımaya çalışıyor, ve mutlaka bulunduğu yerde fotoğraf çekiliyor. Bastığı her deklanşör, ödünç olarak ortak olduğu yaşamların bir kanıtı, bir kaydı adeta. Çok da becerikli. Evde çalışmayan bir alet, cihaz ne varsa tamir ediyor. Kendince bir teşekkür, bir hatıra bırakıyor evin gerçek sahiplerine.



Son girdiği evde ise başına gelen beklenmedik şey onu garip ve sonu aşk dolu bir oyuna çekiyor. Boş zannettiği evde kocasından fiziksel ve duygusal şiddet gören bir kadın var. Hee Jae (Hyun-kyoon Lee). Her zaman temkinli olan ve kendini gizleyen adamımız, fark etmediği evin hanımı tarafından izleniyor. Kocasının Hee Jae'ye yaptığı hakaretlere dayanamayıp, bahçedeki mini golf oyun sahasında yaptığı atışların yönünü değiştirip kocasını hedefliyor ve kadını bu işkence gibi yaşamdan kurtarıyor, özgür bırakıyor. Onlar artık beraberce Boş Ev'ler arayan bir ikili.






Birbirlerinin yaralarını saran, konuşmadan anlaşan, birbirlerini bütünleyen, biri diğeri için yaşama sebebi olan bir ikili...



Boş Ev, ünlü yönetmen Kim-ki Duk'un en önemli başyapıtlarından biri. Lirik bir masal gibi, şatafatsız bir şölen gibi, büyüleyen, düşündüren, yaşamdan sizi bir buçuk saatliğine alan film. Başrol oyuncularının hiç konuşmadığı, alt yazıların neredeyse olmadığı, her gün yaşanılan evlerde geçen, duyguların alabildiğine güzel bir görsellikle anlatıldığı harika bir film.



Kim - ki Duk, gerçeklik ile rüyayı ve hayali iç içe kullanmayı çok seven bir yönetmen. Hemen her filminde tamamen gerçek, sıradan, kanlı canlı yaşayan karakterleri ele alıyor, ancak izlediklerinizin bir rüya veya hayal olup olmadığına emin olamadığınız bir finalle bize veda ediyor... Birbiriyle kucaklaşmış iki sevgili bir baskülde ağırlıksızlar.



Sahi, aşk kaç kilo çeker?
Ya hayaller ?



"İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYANIN GERÇEK Mİ HAYAL Mİ OLDUĞUNU SÖYLEMEK ÇOK ZOR..."

Filmin müziği ise muhteşem. Fas asıllı Belçika'lı şarkıcı Natacha Atlas'ın eşsiz yorumuyla "Gafsa" film boyunca birçok sahnede karşımızda. Bir müzik bir filmle bu kadar mı özdeşleşebilir? Mutlaka dinlemelisiniz.

Filmin IMDB linki için tıklayınız
Filmin fragmanı için tıklayınız

Çarşamba, Mart 3

Bi-Mong / Himu / Dream / Rüya (2008)



Kendinizi bir başkasının rüyalarının kahramanı olarak hayal ettiniz mi? Ya hiç rüyanızın peşinden gidip gerçeklerle yüzleştiniz mi?

Kendisini terk eden eski kız arkadaşını hala seven ve unutmayan, her uykuya dalışında onu rüyasında gören bir adam…

Nefret ettiği erkek arkadaşını terk eden, onu görmek bile istemeyen ama her gece uyurgezer bir halde ona koşan ve onunla birlikte olan bir kadın…

Ne kadar da zıt görünüyor değil mi? Siyahla beyaz gibi.

…Ama siyah ve beyaz aynı renktir *.

*(Renkler beyaz ışığın prizmadan ayrıştırılmasıyla oluşur. Her rengin kaynağı beyazdır. Siyah ise tüm renkleri soğurur ve mutlak renksizlik halidir)




Jin (Jô Odagiri ) her gece rüyasında kendisini eski kız arkadaşının peşinden giderken görür ve rüyalarında kız arkadaşıyla birlikte olur. Onun için tatlı, zevk dolu rüyalar; Ran (Na-Yeong Lee) için uyandığında ertesi gün pişmanlık duyduğu, fiziksel ve ruhsal olarak zarar gördüğü acı dolu bir kabusa dönüşür. Kimilerinin mutluluğu başkalarının acılarının üzerinde yükselmektedir.

Jin ve Ran, yaşamlarının rüyalar aracılığıyla birbirine bağlı olduğunu keşfettiklerinde, kontrolsüz olarak hareket edip istenmeyen şeyler yaşanmasına ve çevrelerine felaket saçmalarına engel olmak için birçok şey denerler:

Saati kurmak, birbirlerini kontrol etmek, kahve içmek, sırayla uyumak, hiç uyumamak, göz kapaklarını bantla yüzüne yapıştırmak, kendine fiziksel işkence yapmak…


Sahi, uyumamak için kendinize neler yapabilirsiniz?

Jin’in Ran ile kendisini bileklerinden kelepçelemesi geçici bir çözüm olsa da, uyurgezerlik halinde bile Ran’ın bilinci kaybolmamaktadır. Kelepçenin anahtarını bulup açması ve Jin’in rüyalarıyla yönlenmiş bilinciyle istemediği şeyleri yapmaya devam etmesi fazla uzun sürmez.

Rüyaların sayısı arttıkça Jin ve Ran arasındaki anlaşılmaz bağ daha da ilginç bir hal alır. Terk eden ve edilen eski sevgililer de birliktedirler. Jin ve Ran aynı rüyada buluşup bu gerçeği keşfettikleri anlarda geçen dörtlü kavga sahnesinin bir benzerini daha izlemediğimi söyleyebilirim. Eski ve yeni sevgililerin eş değiştirerek (kombinasyonel olarak) kavga ettiği sahnede rüya, hayal ve gerçeğin iç içe geçtiğini görüyoruz.


Rüyaları sona erdirmenin ise tek yolu vardır. Jin ve Ran da bu yoldan yürürler. Bir kelebek misali özgürlüğe kavuşup tekrar hayata gelmenin yolundan…

"Chuang Tzu bir kere rüyasında bir kelebek olduğunu gördü. Uyandığında ise kelebek olduğunu düşlemiş bir insan mı yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi olduğunu bilmiyordu"


Kim Ki Duk 15 nci bu uzun metrajlı filminde, daha önceki filmlerinde olduğu gibi görsel ve lirik anlatımı ön planda tutup hayallerimize ve düşlerimize uzanıyor yine.

Filmim IMDB linki için tıklayınız

Filmin fragmanı için tıklayınız

Salı, Ocak 12

Hwal / The Bow / Yay (2005)


Yaşlı, balıkçı, ok ve yay ustası bir adam (Jeon Sung-Hwan) ve 16 yaşını tamamlamak üzere olan genç ve masum bir kızın (Han Yeo-Reum) hikayesini anlatıyor “yay”. Balıkçı 7 yaşındayken bulduğu kızla birlikte yaklaşık 10 yıldır bir teknede beraber yaşamakta ve geçimlerini açık denizde balık tutmak için teknelerine gelen amatör balıkçılardan sağlamaktadırlar. Balıkçı, kız 17 yaşına bastığı gün onunla evlenecektir.


Balıkçı ok ve yayı maharet gerektirecek incelikte kullanıyor ve tüm yeteneklerini kıza da öğretiyor. Kayığa balık tutmak için gelenler genç kıza ilgi gösteriyorlar ve çoğu zaman da ondan faydalanmak istiyorlar. Her seferinde ihtiyar adamın ok ile attığı ihtar atışlarıyla ağızlarının payını alıyorlar.


İhtiyar balıkçının kıza olan aşkı o kadar büyük ki, bir yandan babası gibi onu kolluyor, yediriyor, içiriyor, hatta kendi elleriyle yıkıyor. Her karaya çıktığında ona evlenecekleri gün için kıyafetler, hediyeler alıyor. Tüm bunları büyük bir umut, sabır ve bilgelikle yapıyor. Evlenecekleri yani kızın 17 yaşına gireceği güne kadar takvimdeki günleri hapishanede özgür olacağı günü bekleyen mahkumlar gibi, terhis olacağı günü şafak defteri karalayarak bekleyen askerler gibi işaretleyerek bekliyor, bekliyor, bekliyor…

Kızın dünyası ise yaşadığı açık denize demirlenmiş balıkçı teknesinden ibaret ve bu kısıtlı yaşamdaki tek insan ihtiyar balıkçı.



Ancak bir gün tekneye balık tutmak için gelen bir genç, sonsuza kadar aynı dinginlikte sürecekmiş gibi görünen yaşamlarını değiştirir. Küçük teknelerinin dışındaki dünyayı merak eden kız için artık günler aynı geçmeyecektir. Elindeki bitkiyi sabırla, şefkatle sulayan ve çiçekler açacağı günü bekleyen bir bahçıvan gibi kızın kendisinin olmasını bekleyen ihtiyar balıkçı, başlarda elindeki tek silahı ok ve yayla dış dünyayı merak eden kızı engelleyebileceğini zannetse de düşüncelere ve arzulara fiziksel engellerin bir işe yaramayacağını er ya da geç anlayacaktır.


Diyalogların çok çok az olduğu filmin altyazıları sanırım bir iki sayfaya sığacak kadar azdır. Yakın plan yüz çekimleri ve fotoğraf duruluğunda görüntülerle süslenmiş, daha çok lirik ve teatral bir anlatımla süren filmin sonu ise sürpriz.

Alışkanlık, sevgi, sabır ve hayat ile ilgili güzel ve yalın bir film.

Yay şu vurucu cümleyle sona eriyor: “öleceğim güne kadar bir yay gerginliğinde güzel, güçlü bir ses gibi yaşamak istiyorum”.

Film boyunca duygular hep yaydan yapılan “ve bizdeki kabak kemane ile kemençe arası” bir çalgıyla anlatılıyor. Ben bu ruhu derinden dinlendiren çalgıyı ve müziğini çok sevdim.


Filmin yönetmeni çevirdiği filmlerle sinemaseverlerin haklı beğenisini kazanmış Kim Ki-Duk bu filmiyle 2006 Fantasporto Film Festivali’nde bir de özel jüri ödülü almış.

Filmin IMDB linki için tıklayınız

Kaynaklar:
http://www.ikamuzu.com/bow/

Trailer için tıklayınız

Related Posts with Thumbnails