Jude Law etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jude Law etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 8

Closer / Daha Yaklaş (2004)




Aşk, tesadüf, hoşlanma, bağımlılık, bağlılık, tutku, şiddet, ayrılık, hesapsızca sevme, kararsızlık, aldatma, aldanma, terk etme, şehvet, güvensizlik...

Bu film ne hakkında diye sorsalar sanırım bunların hepsini saymak icap eder. Uğruna bilim dalları oluşan insan davranışı, karşı cins söz konusu olduğunda tanımlanması güç ve çoğu zaman içinden çıkılmaz bir karışıklıkta kendini gösteriyor. Closer; ikili ilişkileri belki de şimdiye değin hiç ele alınmadığı denli farklı noktalardan irdeleyen, gerçek üstüymüş gibi durup aslında her insanın yaşayabileceği sıradan duyguları aktaran güzel ve çarpıcı bir film.

Hikaye birbirleriyle tesadüfler ışığında tanışan iki çiftin zaman içinde birbirlerini de kapsayan ilişkileri etrafında şekilleniyor.





Hayat, Londra'da sıradan bir metropol günü gibi akmakta.

Yazar olma hevesine sahip ama yeteneğine sahip olmayan; hayatını gazetelerin ara sayfalarına ölüm ilanları yazarak kazanan bir adam Dan (Jude Law). Yaşadığı ilişkinin kötü anılarından kaçan ve New York uçağından inip ayağının tozuyla Londra kaldırımlarını arşınlayan striptizci bir kadın Alice (Natalie Portman). Filmin muhteşem "soundtrack"i "blower's daughter" eşliğinde ağır çekim birbirlerine doğru yaklaşmaktalar. Dan, kalabalık arasında hemen fark ettiği ve ilk görüşte hoşlandığı Alice'den gözünü alamayadursun; Alice ne Dan'ın farkında ne de ters akan trafikte az sonra kendisine çarpacak arabanın farkında. Ufak bir yaralanmayla atlatılan bu kaza bir birlikteliğin başlangıcı.




İlk görüşte aşkı bulduğumuzda ne yaparız? Onu yaşarken "eleğimizi duvara mı asarız" yoksa etrafımıza bakınmaya devam mı ederiz?

Dan, ilham kaynağı Alice ile beraber yaşadığı 3 sene boyunca, onun hayatını konu aldığı kitabını yayınlamak üzeredir. Profesyonel fotoğraf çekimleri sırasında tanıştığı Anna'ya karşı tutkulu bir aşk duyar. Dan, yine başrolünde kendisinin olduğu bir başka tesadüfle -belki de istemeyerek- dermatolog doktor Larry ile Anna'nın yollarını kesiştirir.



Alice'in uçarı tavırları, Larry'nin şiddet ve şehvetle beslenmiş davranışları, Anna'nın dobra ve dürüst tutumu ile soğuk güzelliği ve Dan'ın tutkulu ama kararsız aşık halleri; tesadüflerin birleştirdiği bu iki çiftin ilişkilerini daha da karmaşıklaştırıyor.

Diyaloglar ve duyguları yönetmen Nichols o kadar güzel işlemiş ve izleyiciye vermiş ki, izlerken ister istemez sizin de duygularınız birbirine karışıyor. Aldatanın aldanan, mağdurun haksız, aşık olanın bağımlı, nefret edenin aşk dilenen durumuna düşmesi çok güzel resmedilmiş. Dört başrol de birbirinin önüne geçip bir diğerini gölgede bırakmayan çok güzel oyunculuklar sergilemiş. Film, önceden çok rahat tahmin edilebilen filmler gibi belli bir seyir rayında ilerlemiyor. Ben izlerken, bir aksiyon filminde olduğu gibi sürekli yüksek tempoda ilerleyen bir kurgu ile karşılaştım. Film, belki birçok izleyici için biraz umut kırıcı bir şekilde sonlanıyor. Aldatmak, ihanet belki affedilebiliyor ama saygıyı yitirten bencillik ve kararsızlık affedilmiyor. Çok arzu eden, tutkuyla isteyen sanki kazanıyor...




Bir tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmış bu filmde, modern yaşamların o çok fazla parametreye bağlı denklemini iliklerinize kadar hissedecek ve neden bazı şeylerin eski zamanlardaki gibi kolay olmadığını anlayacaksınız.



Yönetmen: Mike Nichols

IMDB linki için tıklayınız

Filmin fragmanı için tıklayınız

Filmin resmi sitesi

Çarşamba, Kasım 11

Breaking and Entering / Hırsız (2006)


Film aşağıdaki soruları sorarak başlıyor ve izleyiciyi iki saat sürecek bir yaşam hikayesinin kesitini izlemeye hazırlıyor.



Birbirinize bakmaktan ne zaman vazgeçersiniz ?
Bir uyarı olması gerekmez mi ?
Birinin "hey dikkat, dikkatli ol !" demesi gerekmez mi?
Çünkü, o sıra biz iyi olduğumuzu, sorun olmadığını düşünüyor olabiliriz.
Sonra; dönüp bakar ve aradaki uçurumu görürüz.



... O ...


Londra'nın bir kenar mahallesinde kesişen hayatlar. Will (Jude Law), İsveç'li bir eşe -Liv- (Robin Wright Penn) ve 13 yaşında otistik ve takıntılı bir kıza sahip işine aşık bir mimar. Eşiyle birtakım sorunlar yaşıyor.




Amira (Juliette Binoche) Sırp kocasını Bosna Savaşı'nda kaybetmiş ve oğluyla birlikte Londra'da yaşayan müslüman bir kadın. Oğlunun okuması için her türlü maddi ve manevi fedakarlıkta bulunuyor. Ancak oğlu bir hırsızlık çetesinin üyesi ve hayatını harcıyor. Hırsız ismiyle Türkiye' de 2007 Şubat'ında gösterime giren filmimiz de tam burada başlıyor.




Will laptopunu ve projesiyle ilgili herşeyini çalan hırsızı yakalamak için nöbet tuttuğu bir gece başarılı olur ve hırsızı evine kadar takip eder. Bir tesadüf sonucu annesiyle tanışır ve ona aşık olur. Eşiyle arasındaki sorunlardan dolayı kopuk bir hayat yaşayan ve sevgiyi dışarıda arayan Will, yaşadığı şeyin aşk olduğunu sanar ama yanılır.



Filmin sonu bana her ne kadar klasikleşmiş Yeşilçam filmlerinin sonunu da anımsatsa, kendime şu soruları sormadan edemedim:


Aşk nedir ?
Sevgi nedir ?
Fedakarlığın sınırları var mıdır? Neler olmalıdır ?



Juliet Binoche'un sade ama ışıltılı güzelliğini izlemek için oturmuştum filmin biraz da başına ama itiraf etmeliyim ki Jude Law' ın ve Robin Wright Penn' in oyunculuklarına bayıldım. 1996'da yaptığı İngiliz Hasta (The English Patient) ile Akademi ödüllü Anthony Minghella' nın filmin yönetmenliğini yaptığını görüyoruz.






Filmden aklımda kalan güzel diyaloglar ise şunlar oldu:


- Mutlu musun ?
- Yeterince mutluyum.


- Birşeyleri değiştirmek istesen neyi değiştirirdin ?
- Bugüne kadar yaşadıklarımın hepsini -oğlum dışında-.


Kaynaklar:
Filmin IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt0443456/
Filmin web sayfası http://www.breakingandentering-movie.com/index2.html
Wikipedia linki http://en.wikipedia.org/wiki/Breaking_and_Entering_(film)
EkşiSözlük yorumları http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=breaking+and+entering

Perşembe, Ekim 1

Enemy at the Gates (2001)


Blog'daki ilk savaş filmi. Hem de İkinci Dünya Savaşı, Stalingrad Savunması sırasında geçiyor. Fransız yönetmen Jean-Jacques Annaud; Ayı, Gülün Adı, Tibette 7 yıl filmlerini çekmiş. İlginçtir, doğum tarihi 1 Ekim 1943..Filmin geçtiği günlerden neredeyse tam bir yıl sonra.
Savaş sırasında 2 milyon insanın öldüğü kentte geçen bir film için izleyicinin beklentisi savaşın gerilimini hissederek gözünü kırpmadan izlemek yönünde.
Vassili Zaitsev (Jude Law) isimli Rus asker keskin nişancılığı ile Stalingrad'da bir halk kahramanına dönüşüyor. Kenti savunanların en önemli moral kaynağı. Alman Binbaşı Erwin König ise Zaitsev'i öldürmek üzere özel görevle Stalingrad'a gönderiliyor. Aralarında sadece ölümüne değil, psikolojik bir savaş da başlıyor.
Joseph Fiennes, Zaitsev'i keşfeden gazeteci-politikacı Danilov rolünde. Filmin arka planında da kırık bir aşk hikayesi var. Aynı kadına, Danilov ve Zaitsev sevdalanıyorlar. Ölümün kol gezdiği Stalingrad'da aşkın da öldürücü olduğunu anlıyoruz.
Related Posts with Thumbnails