Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 7

Terms of Endearment / Sevgi Sözcükleri (1983)



5 Oskar ödüllü 1983 yapımı filmde başroller Shirley MacLaine (Aurora), Debra Winger (Emma), Jack Nicholson (Garrett) ve Jeff Daniels (Flap) arasında paylaşılmış. Yönetmen ise aynı zamanda senaryoyu kitaptan uyarlayan James L.Brooks..  The Simpsons’lardan tanıyoruz kendisini..

Ödülleri; en iyi film, yönetmen, kadın aktris (MacLaine), yardımcı erkek aktör (Jack Nicholson) ve uyarlama senaryo dallarında.

Her şeyden önce günümüz oskarlı filmlerinden çok ileride bir yapım olduğunu belirtmek gerek.. Sade, anlaşılır ve sıcak bir hikayesi var. 2 saati aşan süresine rağmen seyircinin ilgisini ekranda tutmayı başarıyor.

Schindler’s List’in başta olduğu bir sıralamada en acıklı film kategorisinde üçüncü sırada yer alırken, anne-kız ilişkisine odaklanan en iyi filmler kategorisinde de Terms of Endearment’i (Sevgi Sözcükleri) birincilikte görüyoruz..


Hollywood sinemasının daha naif, bozulmamış, insanı kavrayan döneminden kalma bir film. Anne-kız, kadın ve toplum, büyükşehir-taşra, karı-koca arasındaki ilişkileri sorgulayan bir dram.. Aynı zamanda özellikle Jack Nicholson’un göründüğü sahnelerde de komediye meyil veren bir yapısı var. Ama söylemeden geçmeyelim: Kitap sevgisi de filmde göze çarpacak şekilde yer alıyor.

30 yıla yayılan yaşam öyküsünde Aurora’nın kızı Emma için bebekliğinden bu yana tutkulu ve takıntılı bir yaklaşımı olduğunu farkediyoruz.. Bebeğinin beşikte nefes almadığını düşünüyor.. Yanına yaklaşıyor. İyice emin olmak için çimdikleyip uyandırıyor ve “işte şimdi nefes alıyor” diyerek rahatlıyor.

Anne ve kızı arasında sevgi-nefret sınırlarında gezen bir ilişkinin varlığı görülüyor. Emma liseyi bitirir bitirmez Flap ile evlenmek ister.. Aurora bu evliliği onaylamaz.. Ancak bildiği yoldan dönmeyen Emma evlenip kısa sürede çocuk da yaparak tipik bir ev kadını, eve hapsolmuş bir taşra insanına dönüşür. Halbuki çocukluk arkadaşı Patsy üniversiteye devam etmiş, New York’ta başarılı bir iş kadını olmuştur.. Patsy’nin davetiyle New York’u ve insanlarını gören Emma ortamı yadırgar.. Patsy “onlar senin gibi arkadaşlarım değil” der.. Şehirdeki insan ilişkilerinin yapmacıklığına bir vurgu yapar film. Filmin ortalarındaki bir sahne: Yaşadıkları taşradaki market’te Emma’nın parası çıkışmayınca kasiyerin sergilediği tutumu “yaptıklarınız hiç insani değil, nerelisiniz siz? New York’lu mu?” diyerek sıradaki bir müşteri eleştirir..


En eğlenceli sahneler ise Aurora ve yan komşusu Garrett arasında geçer.. Garrett eski bir astronot olarak şimdinin iflah olmaz bir çapkınıdır.. Genç kızlarla gününü gün eder. Aurora’nın hayatına girmesi zaman alsa da, film sonuna kadar izleyiciyi gülümseten diyalogları hiç bitmez.. Aurora gece vakti beklenmedik bir ziyaret yapar: Garret havuzdan çıkıp kapıda  onu gördüğünde; “şansımız var ki sadece 8 tur yüzdüm” der.

Filmin sonu ise beklenmedik gelişmelerle örülür ve anne ile küçük çocuklarının birbirlerine sarıldığı sahne, sinema tarihindeki unutulmazlar arasında yerini alır.

Özetlemek gerekirse, içindeki dram-komedi gibi sağlam unsurlarla birlikte diyaloglardaki özgünlük-espri ve gerçekçilik ile sinemadan çıktığında kafasında cevap aradığı sorular olmasını seven, hayata dair yeni bir şeyler öğrenmenin hazzını yaşamak isteyenlere tavsiye edilir..


Pazartesi, Kasım 2

ABOUT SCHMIDT / SCHMIDT HAKKINDA (2002)




“Schmidt hakkında”, özensizce yaşadığımız ve an be an elimizden kayıp giden hayata bir ara verip nereye gittiğini gözlememiz için kendimize bir fırsat yaratmamız gerektiğini hatırlatan filmlerden. Hemen hemen herkesin başına gelebilecek türden bir öykü ancak ustalıkla yorumlanmış oyunculuk birleşince keyifle izlenir bir film olmuş. Yönetmenimiz Alexander Payne.

Warren Schmidt (Jack Nicholson) 66 yaşında, Woodmen adlı sigorta şirketinde yıllarca çalışmış ve emekli olmuş bir adamdır. Yerini yeni nesil genç bir yöneticiye devrettiği Schmidt, kendisini emekliliğin tadını çıkaracağı güzel günlerin beklediğini sanarken, karısının beklenmedik ölümü, emeklilikle boşluğa düşmüş Schmidt’in hayatını iyice alt üst edecektir.

Hayat hikayesini Tanzanya’da yaşayan ve “yardımcı babası / yaşam sponsoru” olduğu Ndugu adındaki 6 yaşındaki bir çocuğa yazdığı samimi mektuplardan ayrıntılarıyla öğrenmeye başladığımız Schmidt kalan yaşamını dolu dolu yaşayarak geçirmek istemektedir ancak yıllar sonra kendi kanatlarıyla uçmak zevkli ama bir o kadar da zordur.


Evlenmek üzere olan kızının düğününe gitmek üzere karavanıyla yaptığı ziyareti sırasında yolculuk boyunca yaşadıkları ve yaşamına ait anılara geri dönüşü müthişti. Jack Nicholson’in tek başına oyunculuk dersi verdiği bu filmi belki birkaç kez izlemek gerek. Düğün yemeğinde kızının onuruna söyledikleri –ve belki de söyleyemedikleri- izlenmeye değerdi.

Beni etkileyen sahnelerden birisi de ölen ve kendisini en yakın arkadaşıyla aldatan eşine “beni affedebilir misin?” sorusunun yanıtını gökyüzüne baktığı esnada kayan bir yıldızla aldığı sahneydi. Müthiş bir iç konuşmaydı.

Filmden hayat adına manifesto gibi cümleler çıkarmak da olası. İşte benim seçtiklerim:
- Hiç kimse kendi için ölmez!
- Hayatım kimin için bir fark yarattı ?
- Benim sayemde dünyada ne iyi gitti ?

Filmin tanıtım parçası için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:
http://www.imdb.com/video/screenplay/vi3820224793/


Filmin IMDB linki için http://www.imdb.com/title/tt0257360/




Related Posts with Thumbnails