Fransa banliyö ayaklanmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa banliyö ayaklanmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Kasım 19

La Haine (NEFRET), 1995

50 katlı bir binadan tepetaklak düşen bir adamın hikayesidir bu. Adam, düşüşü boyunca, kendini rahatlatmak için sürekli tekrarlamaktadır:
buraya kadar sorun yok,
buraya kadar sorun yok,

buraya kadar sorun yok…

Ama önemli olan, düşüş değil, yere çarpma anıdır.






Paris yakınlarındaki bir toplu konut sitesinde yaşayan genç Abdel, gözaltındayken polis ‘hatası’ ile ağır yaralanıp komalık halde hastaneye kaldırılır. Bu olay sonucu çıkan ayaklanmaların ertesi sabahı, sözkonusu sitede yaşayan üç genç arkadaşın çevresinde film dönmeye başlar [1].

Gençlerden bir tanesi o sabah, günlük ‘olağan’ sorunlarına ek olarak biraz daha fazla öfke, biraz daha fazla kin ve intikam duygusunu da yanına alarak çıkmıştır dışarı.



Üstüne üstlük bu genç, polisin ayaklanmalar sırasında site’de kaybettiği silahı bulur. Bulur bulmaz da arkadaşlarına, eğer Abdel ölürse durumu eşitlemek için kendisinin de bir polis vuracağını bildirir.

Ortalıkta dolaşan üç genç,…


üç serseri mayın.


Pimi çekilmiş bir saatli bombanın tiktakları arasında,
giderek artan bir gerilimle ilerleyen,
ve üçlünün hayatına damgasını vuracak olan o günde,

silah nerde, nasıl ve kime patlar sizce ?



-0-


Yönetmeni, 69 doğumlu Mathieu Kassovitz filminden şöyle bahsediyor:
“La Haine, filmin geçtiği sitede yaşayanlara ve kendimize karşı mümkün olduğunca dürüst olmasını istediğimiz için gerçekleştirilmesi zor bir filmdi. La haine, bazılarının inandığı gibi, hayvanat bahçesine bir gezinti ya da ‘banliyöce konuşma sözlüğü’ değil. Filmin bir hikayesi var ve bugün Chirac (Jacques) tarafından sosyal kırılma ısrarcı terimi ile tanımlanan, büyük ve çözülmekte geç kalınmış bir probleme parmak basmayı deniyor.”

Kassovitz amacına fazlasıyla ulaşmış, sebepleri ve çözüm önerilerine değinilmese bile banliyöler çevresinde düğümlenen sorunlardan bir kesit, gerçekçi ve çarpıcı bir şekilde sunuluyor. Izleyici sarsılıyor. Hatta finalde tokat yiyen izleyici, tokatın etkisi dağılmadan salondan çıksın diye, bitiş jeneriği filmin başına alınmış.


Bu arada genç yönetmenimizi ‘Amélie’ filminin temiz yüzlü delikanlısı olarak da biliyoruz: hani Paris tren istasyonlarındaki bozuk parayla çalışan fotoğraf makinelerinde, insanlarin beğenmediği için yırtıp attığı vesikalıkları toplayıp, yapıştırıp kolleksiyon yapıyordu ya, işte o çocuk! ;-)

Kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Kassovitz, Paris’in yumuşacık romantik yüzünün keyfini çikartmadan önce, iyi tanıdığı perde arkasıyla yüzleşmeyi tercih etmiş…adeta bir felaket habercisi gibi…zira filmden 10 yil sonra, 2005’te iki göçmen gencin ölümü üzerine çıkan ayaklanmalarda Paris banliyöleri haftalarca yanmıştı [2].


Fransa, Belçika ve Ingiltere'deki banliyölerin, bizdeki ‘varoş’ kültürü ve barındırdığı olumlu/olumsuz potansiyellerden çok farklı olduğunu düşünüyorum. Karşılaştırmalı incelenmesi, bir sosyoloji tez konusu olabilirdi.

Izmirden gecekondu mahalleleri

-0-

Banliyöde, varoşlarda ya da başka şekillerde ... sonuçta;

Tepetaklak düşen bir toplumun hikayesidir bu, ve malesef:

buraya kadar sorun var,
buraya kadar sorun var,

buraya kadar sorun var!
…’

-0-

Nefret’i ilk kez Izmir Buca’da seyretmiştim. (Protesto ismiyle gösterildi.)
Bilenler bilir, böyle bir filmi izmir’de sinemada seyretmek Tayfun Kepsutlu gibi bir şövalye olmadan pek mümkün değildir. Izmir’li sinemaseverler, lütfen Tayfun Bey'in yillardır büyük bir özveriyle sürdürdüğü nitelikli film gösterme inadına sahip çıkın! Lütfen aşağıdaki iki sayfayi dikkatle okuyun:

http://yeryuzugunlugu.blogspot.com/2007/02/bucadan-ege-niversitesine-sinema.html




http://ebrukepsutlu.blogspot.com/



Kaynaklar:
[1]:
http://fr.wikipedia.org/wiki/La_Haine


[2] : http://www.tumgazeteler.com/?a=5605270

not: eğer filmi izlerseniz bana bir zahmet şunu yazın da rahatlıyım: hikayenin tam orta yerinde, umumi tuvaletten çıkıp, o sırada kendi aralarında didişmekte olan üç gence başından geçen ilginç bir olayı anlatan ve sonra da sakince çekip giden sevimli ihtiyar size ne düşündürdü? :-}

not2: geçenlerde gosterime giren Bornova Bornova filmi ile La Haine'in karşılaştırmalı incelemesini sinekiyatri'de bulabilirsiniz: http://sinekiyatri.blogspot.com/2009/11/bornova-bornova-2009.html

Related Posts with Thumbnails