Finlandiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finlandiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 25

YASAK MEYVE (Kielletty hedelmä - Forbidden Fruit)

Yapım: 2009 ~ Finlandiya, İsveç

Tür:      Dram
Yönetmen: Dome Karukoski
Oyuncular: Amanda Pilke, Jarkko Niemi, Joel Mäkinen, Malla Malmivaara, Marjut Maristo, Olavi Uusivirta
Senaryo:    Aleksi Bardy



Bazı filmleri anlamak ve sıkılmadan izlemek o konuda yaşanmışlık gerektirir. Eğer o çeşit filmlerde kendinizden bir şeyler bulamazsanız sonunu beklemeden kapatır, onca emeği tarihin derinliklerine gömer gidersiniz. "Yasak Meyve" de bu çeşit filmlerden bence. Aslında konusu hem çok basit hem de çok derin. Bir çoklarınız "the village" filmini hatırlar. Hani şu kendilerini teknolojiden ve değişimden uzak tutmak isteyenlerin kurduğu izole köyü anlatan film. "Yasak meyve" de bu seriden bir film aslında. Ama iki film arasında çok derin bir "anlam" farkı var. Bir de "hayatın renkleri" isminde bir film vardır, siyah-beyaz başlayan ama "renkli" biten. Konusu biraz da buna benziyor "Yasak Meyve"'nin. Ama yine de çok derin farklar var iki film arasında.

Finlandiya'da bir tarikat varmış, incili harfi harfine yaşamak isteyen. Bu tarikatta yetişkinler her şeyi kabullenmiş bir şekilde huzur içinde yaşarlarken her zaman olduğu gibi gençlerden meraklı olanlar rahat durmazlarmış.

Maria ve Raakel de bu meraklı haylazlardan ikisi. Film bu iki meraklı kızın başından geçenleri anlatıyor.


Bazen düşünüyorum da acaba yorumlar filmi izledikten sonra mı okunmalı yoksa önce mi? Aslında her yorum film izlendikten sonra bir daha okunmalı bence. Ancak o zaman anlaşılır yorumlayan kişinin gerçekte ifade etmeye çalıştığı şey.


Filmin sonu çok şaşırtıcı gibi görünse de aslında çok düşündürücü. Kimin daha cesur olduğu üzerine düşünmeye sevk ediyor insanı. Özellikle son göz yaşı çok derin anlamlarla süzülüyor yanaktan.




Filme dair çok az ipucu verdiğim satırların ardından filmden birkaç alıntı:

-Hepimizin sevdiği biri O. Bizden daha fazla test ediliyor,

-Onun koruyucu meleği ol. Yolunu kaybetmiş bir koyunun sürüye dönmesini sağla,

-Her öpüşmenin sonu seks değildir,

-İnsanın yalnız ekmekle yaşayamayacağını söyledi İsa,

-Başkalarının sahip olduklarına asla imrenme,

-Şeytanın çok bulunduğu yerde yaşamak çok tehlikelidir,

-Bir gölgeyim, bir başka dünyadan çekilmiş 3 boyutlu bir resim. Aslında burada değilim,

-Tüm günahlarınız yüce İsa'nın kanı adına affedilecektir,

-Sen şeytanın içinde olmadığını düşünüyorsun, bu nedenle en kolay seni ele geçirecektir,

-Ateş var ve Su. Birlikte külleri ortaya çıkarırlar. Ateş de iyidir su da ama kül hiçbir şeydir.

-Tüm günahlarınız yüce İsa'nın kanı adına affedilecek,

-Öz çocuğumun cehennemde yanacak olmasını bilmek berbat bir hismiş.



Bir işe nasıl başlarsanız öyle gider. Hayat da öyledir.


Raakel yeni hayatında mutlu olabilir mi?


Zincirleri kırmak acaba daha mutlu olmak için mi, yoksa daha özgür olmak için midir?



not: BU YAZIYI SiTE OKURLARIMIZDAN BiR DOSTUMUZ BiZiMLE PAYLASTI.















Pazartesi, Mart 29

Levottomat / Restless / Huzursuz (2000)



Tepeden tırnağa bir Finlandiya filmi olan “Huzursuz” da, ambulans doktorluğu yapan Ari isimli bir gencin perspektifinden, yaşadığı hayatın bir kesitine tanık oluyoruz. Yaşamı boyunca sevgi kavramınından uzak kalmış ve tüm ilişkilerini anlık yaşayıp tüketme eğiliminde olan Ari dolayısıyla herhangi birisine bağlanamayan ve güvenemeyen bir kişiliğe sahiptir.

Güneşli bir Helsinki günü plaja giden Ari (Mikko Nousiainen), deniz kıyısında Tiina (Laura Malmivaara) isimli bir kızla tanışır. Ari’den çok hoşlanan Tiina, onu o gün ve sonrasında görmek ister. Birlikte güzel vakit geçiren çift, Tiina’nın ilişkiyi birlikte yaşama aşamasına taşımak istemesi üzerine ilk krizini yaşar. Ari, Tiina’yı kendisini mutsuz edeceği endişesiyle uyarır, ancak olacakla öleceğin de önüne geçilmez.



Tiina’nın vaktinin çoğunu birlikte geçirdiği yakın arkadaşları vardır. Evlenmeyi planlayan iki çift ile birlikte eğlenerek geçirdikleri hafta sonlarından birinde Ari’yi diğer arkadaşlarıyla tanıştırır. Üç çift birlikte güzel vakit geçiriyor görünmektedir. Ta ki, birbirlerine yaptıkları itiraf oyunlarına kadar…

“Mutluluk hak edilecek bir şey değildir!”



İtiraf oyununda, herkes hayatta hiç yapmadığı veya tatmadığı bir duyguyu itiraf ediyor.
- Ben şimdiye kadar hiç aşık olmadım
- Ben şimdiye kadar sevişmelerimde hiç orgazm olmadım
gibi…

Bu samimi itiraflar, çiftler arasında soğuk rüzgarlar estirmeye ve diğerlerinin de itirafçıya bakış açılarının değişmesine neden olacaktır.

Ari’nin kadınlar üzerinde anlaşılmaz ve belki de tabulaşmış bir çekiciliği vardır. Kendi içinde çelişkileri ve kanıksanmışlıklarına rağmen yolunda giden ikili ilişkiler, Ari’nin gruba katılmasıyla temelinden sarsılacaktır.



Aldatma, ihanet, yasak ilişki, seks bağımlılığı; mutlu sona varacakmış gibi görünen, evliliğe giden ama bozulan ilişkiler bir süreliğine altı kişilik bu arkadaş grubunun arasına girse de asla birbirlerinden kopamamaları bana şaşırtıcı geldi. Kadınların tutkularından dolayı Ari’den kopamamaları anlaşılır olabilir ama aldatılan eşlerin de sanki başka dostlar, arkadaşlar bulamayacaklarmışçasına Ari ile ilişkilerini sürdürmeleri biraz garipti. İnsanların tutkuyu bile akıl almaz bir sakinlik ve serinkanlılıkla yaşaması biz Akdeniz kanı taşıyanlar için hayli şaşırtıcı diye düşünüyorum.

Ari, Finlandiya’ da yaşayan bir “ıssız adam”. Çağan Irmak (burada kendisine de söz hakkı doğuyor tabi ama) ses getiren filmi “Issız Adam” ı çekerken büyük bir ihtimalle bir yönüyle bu filmden etkilenmiş görünüyor. En azından bana öyle hissettirdi. Ari’nin tek başına acı çekerek duş aldığı sahne Cemal Hünal’ın oynadığı sahneyle epey bir benzerlik içinde.

Bence “huzursuz” bir aşk ya da tutku filmi değil, aldatma ya da ihanet filmi de diyemeyiz sanırım. Bunun için aldatma fiilinin önem kazanabilmesine fırsat verecek aşk, sevgi gibi bir paylaşım olması gerek. Belki de filmin ismi bu duyguyu tam olarak karşılıyor: Ben izlerken yaşamda bir sonraki güne uyanmak için kendince makul sebebi olmayan birinin huzursuzluğunu hissettim…

“Bazen net görebilmek için uzaklara gitmek gerekir!”

Ari ve Kuzey Avrupa halkının yaşadığı bize çok uç noktalarda gelen ama bu kadar geniş yelpazede cereyan eden yaşanmışlığı çok kısır bir duygu sözlüğüyle dile getirmeleri ve bunu kanıksamış olmaları biraz tatsız geliyor insana. Sanırım bunda yaşanılan iklimin ve onun etkilediği toplum kültürünün bir nebze payı var. Bilemem tabi bu konunun uzmanlarının işi.

İklim demişken, bir İskandinav filmi izlememize rağmen; soğuk, kar ve buz arka plan manzaralı sahnelerle karşılaşacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Film boyunca güneşli; tekne-sahil-deniz üçlemeli sahneler çoğunlukta. “Finlandiya’nın sahilleri de mi varmış?” dedirten sahnelerde deniz suyu sıcaklığının 15C den fazla olduğunu sanmıyorum ;)



IMDB linki için tıklayınız

Filmin fragmanı için tıklayınız

Levottomat hakkında yazılmış doyurucu bir yazı

Çarşamba, Aralık 16

Frozen Land / Paha Maa / Buz Diyarı (2005)


Soğuk coğrafyanın insanlarının yaşam savaşlarına tanık olduğumuz “Frozen Land” bizlere uzak kültürlere ait insanların gri yaşamlarını anlatıyor. Burada yaşayan herkes sanki tek başına, herkes sanki kalabalıklar içinde yalnız. Alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmak genci – yaşlısı herkes için sanki sıradan bir şey. Yaşam siyah-beyaz bir sinema sahnesi gibi ve her an “the end” diye bir yazı çıkıp bitecekmiş gibi…


Buz Diyarı, Skandinav ülkelerindeki bilmediğim ama uzaktan uzağa merak edip deneyimlemek istediğim yaşamdan çok uzak geldi bana. Kar ve soğuk insanların ruhuna işlemiş, bu coğrafyanın insanının bu denli soğukkanlı olmasına şaşmamak gerek. Karısının ölüm haberini alan biri bu kadar mı anlayış ve sükunetle karşılar?

Filmde anlatıma derinlik katan öğeler olarak ilk göze çarpan; öyküdeki insanların bir an için yaşamdan soyutlanıp koptukları sahnelerde sesin ve konuşmaların yerini boğuk bir müziğe bırakması.




Filmde işlenen “kesişen hayatlar” teması Magnolia, Babel gibi filmleri çağrıştırıyor. Sanki yapılan bir yanlışın bedelini zincirleme olarak herkes ödüyor. Müreffeh bir yaşam seviyesi olduğunu sandığım Finlandiya’da insanların işlerini kaybetmesi ve beş parasız bir yaşama ve dolayısıyla suça mahkum olmaları pamuk ipliğine bağlı.

Filmlerin orijinal dillerinde izlenmesi gerektiği fikrim bu filmle bir kez daha pekişti. Filmde bence abartılmış hiçbir sahne yok. Her şey doğal ve hayatın içinden. Öylesine ki, olayların kesişmesi bile bu doğallığın dışında hayret verici gelmedi bana. Tüm oyunculuklar iyiydi ancak Mikko Leppilampi bana göre bir iki adım öne çıkmış. Rolüyle anlatılacak duyguları çok iyi aktardığını düşünüyorum.


Film bittiğinde güneş gözlüklerimi takıp bir kumsalda güneşlenmek, arkadaşlarımla ve dostlarımla sohbet etmek istedim.

Filmi izlerken gözüme takılan birkaç kare oldu:
- Yılbaşı ağacında Finlandiya bayrağına en yakın mesafede bir Türk bayrağı var.
- Eşini kaybeden adam evinde çocuklarından kalan oyuncaklara bakarken elinde mıknatıslı ve tahtadan yapılmış bir IKEA treni tutuyor
- Çılgın partiler, asansörü olmayan apartmanların teras katlarında veriliyor.


Frozen Land (Türkçesi Buz Diyarı, orijinal adı Paha Maa) birçok ödülü de silip süpürmüş:
- Leeds Uluslararası Film Festivali / Altın Baykuş Büyük Ödülü
- Bergen Uluslararası Film Festivali /Büyük Ödül
- Atina Uluslararası Film Festivali / En iyi senaryo
- Göteborg Film Festivali / Kuzey Film Ödülü – Fipresci Ödülü – Kodak Kuzey Bakışı Ödülü
- Moskova Uluslararası Film Festivali / Özel Jüri Ödülü

Filmin IMDB linki için tıklayınız.
Related Posts with Thumbnails