Costa Gavras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Costa Gavras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 22

Eden is West / Cennet Batida (2009)


Yunan asıllı Fransız yönetmen Costa Gavras’ın 2009’de çektiği son filmi Eden is West adını taşıyor.. 2010 yılında sinemalarda gösterildi, Eylül ayında da Cennet Batı’da ismiyle DVD’si yayınlandı..

Costa Gavras çektiği politik filmlerle tanınıyormuş.. Henüz ilk filmini seyrettim.

Başrolde, Serseri Mayınlar’ın bize tanıştırdığı Riccardo Scamarcio var.. Elias’ı oynuyor.. Film Elias’ın uzun yol hikayesini anlatıyor:

Deniz’in ortasında küçük bir teknede onlarca kişi. Nereli olduklarını anlayamıyoruz ama, Pakistanlı, Filistinli ya da Lübnanlı’lar diye tahmin ediyoruz. Elias içlerinde kolayca ayırt ediliyor. Fazlaca yakışıklı.

Teknede gelen talimat üzerinde pasaportlar, kimlikler yırtılıp denize atılıyor. Az sonra da gemi diyebileceğimiz daha büyük bir deniz taşıtına geçiyorlar.. Bu sefer sayıları yüzlere ulaşıyor.. Belli ki doğudan gelip batıya giden Avrupa’da bir ülkeye iltica etmek isteyen, daha iyi bir yaşam ve iş bulma ümidiyle hayatını riske atmış, geçmişini uzaklarda bırakmış insanlar.


Elias tipiyle olduğu gibi uyanıklığı ve ataklığı ile de diğerlerinden ayrılıyor.. Mesela bir yıl boyunca Fransızca çalışmış. İyi-kötü konuşuyor. Yanındaki adam ise yan gelip yatmış, Elias’a yakınıyor: Nasıl benden çok daha iyi konuşuyorsun?

Gecenin bir vakti gemi kaptanı sahil güvenlik botunun geldiğini dürbünle görür.. Mürettebat anında gemiyi terkeder.. Elias yakalanmamak için üzerindeki elbiselerin bir kısmını çıkarıp denize atlar.. Yüzme bilen birkaç kişi daha peşinden gider.. Ama çoğunluk mülteci gemidedir, yakalanır..

Ertesi sabah kıyıya, kumsala baygın bir şekilde don gömlek kıyafeti ile vurmuştur. Uyandığında kulağına gelen sesler bir tatil beldesinde olduğunu düşündürtüyor. Nitekim tesadüf bu ya, büyükçe bir turistik tatil köyüne düşmüştür.. Hem de çıplaklar kampı olan bir yer.

Kıyafet konusunun sorun olmaması ne kadar iyi diye düşünüyoruz.. Üzerindeki iki parça örtüyü çıkarıp direkt ortama uyum sağlıyor bizimkisi. Hatta çıplak halde denizin içinde voleybol oynayan kadınlardan davet bile alıyor.. İki dakika geçmeden..

Şimdi buraya kadar olan bölümü özetleyelim: Çünkü filmin başlangıç bölümü ismini açıklamak için yeterli.. Çok film izledim, film bitti, bu filmin ismi niye buydu diyip bulamadık.. Ama Eden is West öyle değil. Sırrını çabuk veriyor: Elias doğudan gelmiş. Batı’ya Avrupa’ya kaçak olarak gitmekte.. Cennet diye düşündüğü yere ulaşmak istiyor ve gerçekten denizden karaya çıktığı yer Eden isimli bir tatil köyü ve cennet ismiyle kendini nitelendiren bir yer.. Çıplak turistler var. Yediğin önünde yemediğin arkanda şeklinde bir bolluk ve lüks .. vs.. Komik bir metafor olmalı bütün bunlar.

Elias’ın düştüğü Cennet’te büyük yol macerası başlıyor.. Çıplaklar kampı kendini pek de rahat hissedeceği bir yer olmadığı için hemen üzerine bi elbise buluyor. Personelin elbisesini çalıyor.. Üzerinde Eden Club yazdığı için otel personeli ve misafirler kendisinden bi sürü iş yapmasını istiyor.. Bir süre yakalanmamak adına kendisine ne işe veriliyorsa yapıyor. Hatta bir turistin tuvalet temizliği talebini bile geri çeviremiyor.. Ağzına kadar pislikle dolu klozete kolunu sokuyor.

Bütün bunlar olurken tatil köyüne kaçak göçmenlerin ulaşmış olabileceğini düşünen görevliler her yeri arıyorlar.. Aramaya katılan otelin erkek müdürü kuytu bir köşede sıkıştırdığı Elias’ı dudaklarından öper, taciz eder. Onun bir kaçak olabileceğinden şimdilik hiç şüphelenmez.


Ertesi gün gemiden atlayıp boğulan iki mülteci bulunur kumsalda.. Bu sırada turistin biri cep telefonuyla canlı yayın yapmaktadır arkadaşına.. Şu anda bunlar oluyor diye heyecanla, soğukkanlılıkla cesetlerin görüntülerini çekiyor.

Elias bir ara yakın arkadaşının da yakalanışına tanık olur ama hiçbirşey yapamaz.. Eli kolu bağlıdır.

Alman kadın turist bizim adamdan otel personeli olarak yardım alırken, odada bir elektrik oluşur.. Elias’ı sahiplenir. Ondan faydalanır.. Kısa süre içinde uzun süre birarada olamayacaklarını ikisi de anlar.. Yolların ayrılması gerekmektedir. Halbuki Elias, Hamburg’a birlikte gidelim dense, dünden razıdır.

Filmin kritik yerlerinden birisi otelde gösteri yapmaya gelen sihirbaz ile Elias’ın tanışmasıdır.. Elias’a bir gecelik performansında iki küçük rol verir.. İşleri bittiğinde kartvizitini uzatır.. “Paris’e gelirsen beni gör” der..

Elias’ın artık bir hedefi vardır.. Paris’e gitmek.. Otelden ayrılmak zorunda kaldığında belki binlerce kilometre sürecek yola koyulur Alman kadından gizlice aldığı paralarla.. Daha dakika bir yolda üçkağıtçının tekine kaptırır parasını.. Böyle yol boyunca bir sürü erkek – kadın Elias’ı kandırır ya da ondan faydalanır.. Alman kamyon şoförleri, Yunanlı zengin ve agresif çift, Rum bir kadın... Bir dolu komik ve heyecanlı macera geçer başından.. En son Paris’e ulaşır.. Sihirbazı zor bela bulur.. Sihirbaz onu tanımaz: Sen kimsin der? Bizimki, “Paris’e gelirsen beni gör demiştin? Gelen cevap doğru ama kahredicidir: “Bravo, ikisini de başardın.. Geldin ve beni gördün”... Elias’a bir sihirli değnek verir ve çekip gider arabasıyla.. Elias’ın değneği bir işe yarayacak mı? Filmi izleyince görürsünüzJ

Gavras’ın kaçak göçmen sorununa diğer filmlerden farklı bir bakış getirdiği kesin.. Bence mizah dramatik, acıklı konularda bile etkili bir anlatım sanatı.. Sonuçta bana göre yönetmen meramını fazlasıyla anlatmış: Avrupalılar bir yandan nefret ederken göçmenlerden bir yandan da onların etinden ve sütünden olabildiğine faydalanıyorlar. Göçmenler ise daha iyi bir hayat ümidiyle düştükleri yolda büyük oranda hayal kırıklığına uğruyorlar.. Yönetmenin kendisi de Fransa’ya vakti zamanında göç etmiş...

Elias’ın nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmemesi ilginç bir durum.. Otelde karşılaştığı sihirbazın bir sözü nedeni ile Paris’e gitmek için elinden gelen herşeyi yapması ilginç.

Birçok sahnede, arka planda film çekimi yapıldığını gözümüze sokan dev mikrofonların, film ekibinin ne işe yaradığını henüz anlayabilmiş değilim..

Modernleşen hayatın insanları yalnızlaştırdığına dair izler de görüyoruz filmde.. Kadın cep telefonu ile konuşuyor çok meşgul.. Sürdüğü bebek arabasındaki çocuğunun önünde ise bir dvd player... Çizgi film izliyor.. O da kendi dünyasında.

Filmin biçok sahnesinin çekildiği yer bir Yunan adası.. Ama filmde bahsi geçmiyor bu mekanın..

Benim için en komik sahnelerden biri, Elias tuvaletten çıkarken para vermeye niyetinin olmadığını anlayan görevli kadın, para dolu tabağı uzatır.. Elias bozuklukları almaya çalışır.. Sonra kovalanır.. Bi diğer sahnede de kendine ceket beğenir lokantanın askılığından.. Dolaşırken yolda, müzisyenlerden biri farkeder, kendi ceketi olduğunu.. Kovalamaca başlar. Biraz Charlie Chaplin kokan sahneler tabi..

Cennet Batıda, Im Juli’yi anımsattı.. Yol hikayesi olması bakımından.. 150 dakika sürmesine rağmen oldukça akıcı, kolay izlenebilen, eğlenceli bir film.. İyisiyle ve kötüsüyle hayatın yaşamaya değer olduğunu da söylüyor.. Amelie gibi, “kendini iyi hisset” film kategorisine de sokabiliriz.
Related Posts with Thumbnails