Colin Farrell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Colin Farrell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ağustos 15

HORRIBLE BOSSES / PATRONDAN KURTULMA SANATI (2011)




Uzun zamandır sinemada izlediğim bir filme bu kadar gülmemiştim desem sanırım abartmış olmam. Usta oyuncuların bu tarz projelerde işbirliği içerisinde bir araya gelmeleri -hele ki senaryo güzelse- tadından yenmeyecek işler çıkartıyor.

Horrible Bosses "patrondan kurtulma sanatı" diye çevrilerek sinemalarımızda oynatılan bir komedi filmi. Türü tam olarak "comedy" / "crime". Nasıl yani demeyin, tür gerçekten filme cuk oturuyor.

Üç arkadaş, farklı farklı işlerde çalışıyorlar ve günün yorgunluğunu akşamları takıldıkları pubda birbirleriyle laflayarak atıyorlar. Ortak noktaları ise korkunç patronları...




Nick (Jason Bateman) bir finans şirketinde sabah 6 dan gece yarılarına kadar hafta sonları da dahil çalışan, patronu tarafından finansal işler müdür yardımcılığına atanmasını bekleyen, bu sebeple de patronunun (Kevin Spacey) kendisine yaptığı her türlü duygusal şiddete ve ağır iş temposuna katlanan bir çalışan.

Kurt (Jason Sudeikis) ise kimya sektöründe faaliyet gösteren bir aile şirketinde çalışıyor. İşini çok severek yapıyor. Patronuyla ise dost, her şeyini paylaşıyor. Onun tarafında işler yolunda. Ta ki, ani bir kalp krizi sonucu ölen patronunun yerine tam bir baş belası olan oğlu (Colin Farrell) işin başına geçene kadar...

Dale'in (Charlie Day) ise bambaşka bir derdi var. Bir diş doktorunun yanında asistan olarak çalışıyor, musevi, nişanlısıyla evlilik hazırlıkları yapmakta ve tamamen bir yanlış anlamadan kaynaklı cinsel taciz sabıkası var. İroni bu olsa gerek: Dale'in patronu Julia da (Jennifer Aniston) bir nemfomanyak!.. Sürekli Dale'i klinikte hastalara lokal anestezi yaptığı esnada taciz ediyor.




Pubda hangisinin daha bahtsız bir çalışan olduğu konusunda konuşurlarken, işlerin çığırından çıktığı bir akşam bir "pub idea" olarak akıllarına patronlarını ortadan kaldırmak gelir. Başta "onlar olmasa hayatımız ne güzel olurdu" şeklindeki masum bir iç geçirme olarak gelişen fikir, bir anda uygulamaya değer bulunur. Bundan sonrası ise yer yer bir durum komedisine, yer yer ise zekice uyarlanmış senaryo komedisine dönüşür.





Yönetmenliğini Seth Gordon'ın yaptığı film 18 yaş ve üstü izleyici kitlesi için. Filmde bol bol küfür ve argo kullanılmış. Erotik birkaç sahne de var. Ama öyle sanıldığı gibi küfür ve argoyla güldürmeyi amaçlayan bir film değil.




Daha önce hiçbir sabıkası olmayan, saf ama köşeye sıkışmış kafadarlarımız patronlarını ortadan kaldırabilecekler midir? Yüzlerine gözlerine bulaştırmadan hayatlarını düzene sokabilecekler midir?

Bizden bu kadar, gerisini izleyin ve görün.

İyi eğlenceler.

Filmin fragmanı için tıklayınız

IMDB linki için tıklayınız

Pazar, Kasım 29

In Bruges (2008)


Sonsuzluğun geri kalanını Bruge’da geçirmek:

Filmin yönetmeni Martin McDonagh aynı zamanda senaristi… İrlandalı McDonagh’ın ilk filmi. Yönetmen Six Shooter ile 2006 yılında En İyi Kısa Film Oskar’ını kazanmış… In Bruges’un da adaylıkları ve aldığı ödüller oldukça fazla…

Colin Farrell (Ray) ve Brendan Gleeson (Ken), tetikçi olarak yaptıkları son işten sonra, patronları Ralph Fiennes (Harry) tarafından ortadan kaybolmaları için adını bile daha önce duymadıkları Belçika kenti Bruge’a yollanır…

Ray’in küçük bir çocuğu yanlışlıkla öldürmekten dolayı derin bir vicdan azabı var…

Patronlarından haber beklerken bir yandan da Bruge’un keyfini çıkarmaya çalışmaktalar… Ancak bu onlar için çok basit olmayacak…

Bruge görüntüleri sizi kente çekiyor. Müthiş bir görme isteği uyandırıyor. Oyunculuklar kalite… Özellikle Gleeson’u ön plana almak lazım… Tahminim yönetmenle can ciğer kuzu sarması oldukları yönünde… Oskar alan kısa filmde de birlikte çalışmışlar… Daha önce Arka Bahçe’de izlediğimiz Ralph Fiennes'in de özel bir oyuncu olduğu su götürmez...

Normal şartlarda filmlerin müziklerini çok rahat dinleyemem… Konsantre olunca, müziği maalesef kaçırırım… Ama bu filmde öyle olmadı… Müzikler çok iyi ve fark edilmeyecek gibi değil… Baskın… Özetle film bazılarının favori filmi olacak cinsten bir kara mizah ürünü… Imdb’de en iyi 250 film listesinde 183. sırada… Türkiye’de sinemalarda gösterilmemiş olması ilginç bir detay… Bu nedenle filmin Türkçe ismi yok…

Filmdeki fantastik diyaloglar ve anlardan bazılarına gelince:

Ray (çocuk katili) akşam yemeğine çıkardığı kıza; Chloe’ye restaurant’ta sorar: “Bir cüceye at sakinleştiricisini nasıl satarsın?”

Susturucu takılmış silahla, çocuk parkının bankında oturan Ray’e arkadan yaklaşan Ken… Ray’in elindeki silahı başına dayadığını görür. İntihar teşebbüsünü engeller:


Kendini öldürmeye hakkın yok!
Benim yok ama senin var? Öyle mi? Bu nasıl adalet?

Harry, Yuri’den silah temin etmeye çalışıyor: “Normal bir adam için normal bir silah istiyorum…”

Ken, Ray’i niye öldürmediğine dair açıklama yapar:

-Çocuk intihara meyilli Harry… Sadece yürüyen bir ölü…
-Ken, dün seni arayıp şunu mu söyledim: Bir iyilik yapıp Ray’in psikoloğu olur musun? Hayır! Sanırım sorduğum soru şuydu: Bir iyilik yapıp, Ray’in beynini dağıtabilir misin?

Ray’in Harry’ye: “Hayır, o çocuk değil, cüce…” Demeye çalışması…

Harry’nin dünyanın en prensipli katili olmasından dolayı tereddüt etmeden silahı, söz verdiği gibi, çenesine dayaması…

Yılbaşı önceleri gösterime giren “yılbaşı filmlerinden” ziyade; karlı, çam ağaçlı, ışıklı, harika binalarıyla yılbaşına hazırlanan Bruge’da çekilen in Bruges çok daha iyi bir tercih…

Filmlerdeki hataları yakalamak gibi bir takıntınız varsa, bira bardaklarına dikkat etmeniz lazım…
Ne yazık ki, DVD’de bir sorun çıktığı için filmin ikinci yarısını VCD’den Türkçe olarak izlemek zorunda kaldım… Filmin orijinal dilde, Türkçe altyazıyla izlenmesi tavsiye edilir… Çünkü kullanılan dil, filmin en önemli unsurlarından…

Film bitti, yıllar önceki bir öğretmenim aklıma geldi... Özür dileme kavramına karşıydı... "Sen adamı öldürüyorsun, ondan sonra da özür diliyorsun" derdi...



Related Posts with Thumbnails