Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ekim 2

Le Silence De Lorna / Lorna's Silence / Lorna'nın Sessizliği (2008)


Lorna, kendisi gibi Arnavut sevgilisiyle evlenip Belçika'da yaşama ve bir cafe açma hayalleri olan genç bir kız. Hayalleri, gerçekleştirilmesi zor bir hedef onun için. Öncelikle Belçika vatandaşı olması gerek. Göçmen olmasını ve oturma belgesini almasını kolaylaştıracak bir yeteneği, eğitimi ya da mesleği yok. Bunu başarabilmek için yapabileceği tek şey sahte bir evlilik...




Bu konuda Fabio adında taksicilik yapan bir adam ve çetesiyle bir işbirliği yapan Lorna, Claudy adında Belçika vatandaşı bir eroinman ile düzmece bir evlilik yaşamaktadır. Claudy'ye para vererek gerçekleştirdiği bu evlilik ile Lorna'nın planı, Belçika vatandaşlığını aldıktan bir müddet sonra anlaşmalı bir şekilde boşanmak ve kendisi gibi Belçika vatandaşlığına geçmek isteyen Rus bir mafya babasıyla -bu sefer kendisi- para için evlenmektir. Bu sayede sevgilisi Sokol ile hep hayal ettikleri cafe için para biriktirebileceklerdir. Sokol'da bu konuda boş durmamakta ve kısa zamanda bol para getirecek tehlikeli işlere bulaşmaktadır (Almanya'da, nükleer bir reaktörde deneysel olarak bir müddet vakit geçirmek gibi...).




Fakat Lorna'nın bu anlaşmayı yaparken bilmediği bir şey vardır. Rus mafya lideriyle evlenebilmesi için ilk kocası Claudy'nin ölmesi gerekmektedir.

Lorna hayallerine bu kadar yaklaşmışken bu korkunç plana sadık kalabilecek midir?


Sessizliğini koruyabilecek midir?

Kendisine gün geçtikçe bağlanan, eroin bağımlılığından kurtulmak için parası dahil her şeyini güvenip kendisine emanet eden Claudy'ye sırtını çevirebilecek midir?



Lorna'nın iş yaptığı çetenin patronu Fabio'nun kesin kuralları vardır, hiçbir şeyi riske etmek istemez. Claudy'nin aşırı doz alarak ölmesini sağlayacaktır. Onun için "her keş günün birinde tekrar başlayacaktır" ve bu yolda aşırı dozdan ölmesi doğaldır...

Sessiz bir kabulleniş içindeki Lorna vicdanı ile baş başa kalarak Claudy için yapamadıklarını, içinde büyüttüğü hayali Claudy için yapmakta kararlıdır.



Kimilerine nefes almak kadar kolay olan ihanet, bazı hümanist bedenlerde aklı yitirten kabullenilemez bir acıya dönüşecektir.

Doğal tavırları ve yeteneğiyle Lorna karakterine hayat veren Arnavut oyuncu Arta Dobroshi'ye Claudy rolüyle Jeremie Renier eşlik ediyor.

Filmin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlenen Dardenne Kardeşler, Avrupa ülkelerinde vatandaşlık ve oturma / çalışma hakkı almaya çalışan binlerce insanın dramını ve çaresizlikten başvurdukları yolları gözler önüne serdiği bu filmiyle 2008 Cannes Film Festivali'nde "en iyi senaryo" ödülünü almışlar.



Jean-Pierre & Luc DARDENNE

IMDB linki için tıklayınız
Fragmanı izlemek için tıklayınız

Pazar, Kasım 29

In Bruges (2008)


Sonsuzluğun geri kalanını Bruge’da geçirmek:

Filmin yönetmeni Martin McDonagh aynı zamanda senaristi… İrlandalı McDonagh’ın ilk filmi. Yönetmen Six Shooter ile 2006 yılında En İyi Kısa Film Oskar’ını kazanmış… In Bruges’un da adaylıkları ve aldığı ödüller oldukça fazla…

Colin Farrell (Ray) ve Brendan Gleeson (Ken), tetikçi olarak yaptıkları son işten sonra, patronları Ralph Fiennes (Harry) tarafından ortadan kaybolmaları için adını bile daha önce duymadıkları Belçika kenti Bruge’a yollanır…

Ray’in küçük bir çocuğu yanlışlıkla öldürmekten dolayı derin bir vicdan azabı var…

Patronlarından haber beklerken bir yandan da Bruge’un keyfini çıkarmaya çalışmaktalar… Ancak bu onlar için çok basit olmayacak…

Bruge görüntüleri sizi kente çekiyor. Müthiş bir görme isteği uyandırıyor. Oyunculuklar kalite… Özellikle Gleeson’u ön plana almak lazım… Tahminim yönetmenle can ciğer kuzu sarması oldukları yönünde… Oskar alan kısa filmde de birlikte çalışmışlar… Daha önce Arka Bahçe’de izlediğimiz Ralph Fiennes'in de özel bir oyuncu olduğu su götürmez...

Normal şartlarda filmlerin müziklerini çok rahat dinleyemem… Konsantre olunca, müziği maalesef kaçırırım… Ama bu filmde öyle olmadı… Müzikler çok iyi ve fark edilmeyecek gibi değil… Baskın… Özetle film bazılarının favori filmi olacak cinsten bir kara mizah ürünü… Imdb’de en iyi 250 film listesinde 183. sırada… Türkiye’de sinemalarda gösterilmemiş olması ilginç bir detay… Bu nedenle filmin Türkçe ismi yok…

Filmdeki fantastik diyaloglar ve anlardan bazılarına gelince:

Ray (çocuk katili) akşam yemeğine çıkardığı kıza; Chloe’ye restaurant’ta sorar: “Bir cüceye at sakinleştiricisini nasıl satarsın?”

Susturucu takılmış silahla, çocuk parkının bankında oturan Ray’e arkadan yaklaşan Ken… Ray’in elindeki silahı başına dayadığını görür. İntihar teşebbüsünü engeller:


Kendini öldürmeye hakkın yok!
Benim yok ama senin var? Öyle mi? Bu nasıl adalet?

Harry, Yuri’den silah temin etmeye çalışıyor: “Normal bir adam için normal bir silah istiyorum…”

Ken, Ray’i niye öldürmediğine dair açıklama yapar:

-Çocuk intihara meyilli Harry… Sadece yürüyen bir ölü…
-Ken, dün seni arayıp şunu mu söyledim: Bir iyilik yapıp Ray’in psikoloğu olur musun? Hayır! Sanırım sorduğum soru şuydu: Bir iyilik yapıp, Ray’in beynini dağıtabilir misin?

Ray’in Harry’ye: “Hayır, o çocuk değil, cüce…” Demeye çalışması…

Harry’nin dünyanın en prensipli katili olmasından dolayı tereddüt etmeden silahı, söz verdiği gibi, çenesine dayaması…

Yılbaşı önceleri gösterime giren “yılbaşı filmlerinden” ziyade; karlı, çam ağaçlı, ışıklı, harika binalarıyla yılbaşına hazırlanan Bruge’da çekilen in Bruges çok daha iyi bir tercih…

Filmlerdeki hataları yakalamak gibi bir takıntınız varsa, bira bardaklarına dikkat etmeniz lazım…
Ne yazık ki, DVD’de bir sorun çıktığı için filmin ikinci yarısını VCD’den Türkçe olarak izlemek zorunda kaldım… Filmin orijinal dilde, Türkçe altyazıyla izlenmesi tavsiye edilir… Çünkü kullanılan dil, filmin en önemli unsurlarından…

Film bitti, yıllar önceki bir öğretmenim aklıma geldi... Özür dileme kavramına karşıydı... "Sen adamı öldürüyorsun, ondan sonra da özür diliyorsun" derdi...



Pazar, Kasım 22

Hotel Rwanda / Hotel Ruanda (2004)



Hotel Rwanda’nın yönetmeni Terry George… Kanadalı, İngiliz, İtalyan ve Güney Afrikalı firmaların ortak yapımı olan filmin başrol oyuncusu Don Cheadle; Paul rolünde.

Bu filmi izlerken insanın kendini filmdeki bir başrolün ya da yardımcı rolün yerine koyduğunu yeniden fark ettim… Genelde film kimin gözünden anlatılıyorsa, sen de osundur… Kamera senin gözlerin gibi izler olan biteni bazen de… Filmi izlerken sadece koltuğunda değil, bir tarafın yanında oturuyorsundur...

Belçika’lı Sebena grubuna bağlı, Ruanda’daki otelin müdürü Paul işte böyle biri… Çünkü; 1994 Raunda Soykırımı olarak bilinen, 100 günde yaklaşık 1 milyon insanın öldürüldüğü trajedide Oskar Schindler gibi onlarca insanı kurtarmaya çabalıyor. Hayır, onu bize bağlayan şey tam anlamıyla bu değil… Safça ağzından dökülen sözler:

“"Tüm Dünya basınının gözü burada.. Barış antlaşması imzalandı..Endişelenmeyin..."

“Saçmalık, barış yanlısı birini neden öldürsünler ki?..." (--Cumhurbaşkanı Hubirmanya'yı Tutsi asiler öldürdü-- haberini dinledikten sonra)

“Olsun, bütün dünya görsün...Zulme müdahele ederler..." (Otelden 800 metre ileride yabancı bir gazeteci hayatı pahasına çektiği görüntüleri dönüp otelde izlerken, Paul de görüntülere şahit olur…Kusura bakma senin izlediğini bilmiyordum der gazeteci…)


Bir sahnede saflıklara dayanamayan BM Albay'ı, (Nick Nolte oynuyor) Paul'e gerçeklerin ne olduğunu anlatır: “Anlamazdan gelme Paul, buradaki en zeki adamsın…"

Film bize şunları anlatıyor:

-Ruanda’yı sömüren Belçikalılar, ülkede suni bir bölünme yarattılar... Boy, burun, kafatası ölçüsü, güzellik vs.. gibi kriterlerle Tutsi’ler ve Hutu’lar diye sözde iki ırk meydana getirdiler. Herkesin kimliğinde ırkı da koca harflerle yazıyordu.

-Ülkenin yöenetimini azınlık olan Tutsi’lere verdiler. Tutsiler yıllarca, Hutular’a göre, rahat ve ayrıcalıklı bir hayat yaşadılar.

-Ruanda ile işi biten Belçika, ülkeden çekilirken, bu sefer yönetimi Hutular’a devretti. Yılların verdiği ezilmişlik duygusu ve intikam hırsıyla Hutular, Tutsiler’i ve ılımlı Hutular’ı katletti.

-Medeniyetin beşiği Batı, bu katliamı seyretti. 1 milyon kişi Çin malı, 10 centlik palalarla vahşice öldürüldü...

-Ruanda nüfusunun 10 milyon civarında olduğunu da not düşelim.

-Arka Bahçe, District 9 ve Hotel Rwanda, tamamen tesadüfi bir şekilde arka arkaya izlediğim bu filmler; Kenya, Güney Afrika ve Ruanda’yı anlatıyor... Üçü de Afrika filmi ve üçünde de basit, anlaşılır ve net bir mesaj var: Afrika gelişmiş ülkelerin günahlarını asla affetmeyecek.



Related Posts with Thumbnails