İspanyol filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanyol filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ağustos 3

Los Lunes al Sol / Mondays in the Sun / Güneşli Pazartesiler (2002)


İspanya’nın kuzeyinde bir liman kentinde geçimini tersanede işçilik yaparak kazanmış bir grup arkadaşın yaşadığı travma ve hayat mücadelesini konu alıyor “Güneşli Pazartesi” ler. Filmin afişinde de belirttiği gibi, sadece bir grup insanın değil, daha nicelerinin ortak dramı, gururu ve kader birliği var bu filmde.

Rekabete dayanamayan tersane işçilerini çıkartmıştır ve bildikleri tek işi kaybeden insanları işsizlik ve zorlu hayat mücadelesi beklemektedir. Atılan işçi arkadaşlarından birinin açtığı Tersane Bar’da (Bar La Naval) buluşan, içen ve günün kritiğini yapan bu insanlar; mahvolmuş hayatlarını düzlüğe çıkaracak bir umut aramaktalar. Bilek gücünü kullanarak o ana kadar yaşamlarını sağlamış, hizmet sektörü için uygun yaşta ve beceride olmayan bu insanlar yaşama tekrar sarılabilmek için neler yapmıyorlar ki…

Santa, Jose, Lino, Amador, Reina, Rico, Sergei…

Santa (Javier Bardem): İsyankar ve uğradığı haksızlığı bir türlü hazmedememiş, lider bir kişiliğe sahip. Kadınlarla arası çok iyi. Avustralya hayranı. Gururlu. Arkadaşlarına çok belli etmese de her zaman onları kolluyor. Film boyunca, hareketleriyle, söylediği sözlerle, bu sömürü düzenli dünyaya başkaldıran muhalif bir karakter.


La Fontaine’in ünlü çekirge (bizde ağustos böceği olarak bilinir ama) ve karınca hikayesine getirdiği yorum izlenmeye değer.


...ağustos böceği karıncanın kapısını çalmış ama karınca ona demiş ki, "ağustos böceği kardeş eğer sen de benim gibi sıkı çalışsaydın böyle aç ve açıkta olmazdın" ve kapıyı açmamış.

Kim yazdı bunu? Çünkü mevzunun aslı böyle değil!
Bu karınca tam bir yavşak ve spekülasyoncu.
Ve neden bazılarının ağustos böceği doğduğunu açıklamıyor.
Çünkü ağustos böceği doğdun mu bittin demektir. Söylemiyor onu tabii..."


İşyerinden atıldığı anda hırsından kırdığı sokak lambasının parasını ödemesi için hakkında dava açılan Santa, bu parayı maddi değerinden dolayı değil ama manevi değerinden dolayı ödemek istemeyecek kadar gururlu…

-8000 pesetas ne kadardır?
-euro olarak mı?
-hayır pesetas olarak...
-8000?
-hayır, benim için etik olarak çok daha fazla."


Jose (Luis Tosar): Umutsuz, şüpheci, karısı çok zor şartlarda üç kuruş para için çalışırken kendisi işsiz ve parasız olduğu için aşırı duyarlı ve alıngan, sisteme inanmayan, oynadığı sayısal loto kolonlarını güzel bir dünyanın temellerine yaslamak isteyen bir adam. Buhranlı dönemleri sadece içerek atlatabileceğini zanneden bir kaybeden…



Lino (José Angel Egido): Yetişkin çocukları olan, diğerlerine nispeten daha yaşlı ve işi daha zor olan, ama bir o kadar da azimli bir delikanlı. Her iş günü, kendi gibi işsiz arkadaşlarıyla Lady Espana adlı feribota binip gazetelerden ve iş bulma kurumundan ayarladıkları iş görüşmelerine gidiyor. Bulduğu işlerde aranan özelliklerle alakası yok. Ama o hiç yılmıyor. Bu seremoni belki de onu yaşama bağlayan tek şey. İş görüşmelerine tebdil-i kıyafet ile gidiyor, genç görünmek için feribot tuvaletlerinde saçlarını boyuyor, oğlunun genç işi kazaklarını giyiyor. Bir gün ev telefonundan aranacağına dair bitmeyen bir umudu var.





Amador (Celso Bugallo) : İçine kapanık, dağılmış, çok içen, biraz filozof bir adam. Arkadaşlarını “karın ne zaman gelecek” sorularına hep yakın bir tarih vererek aldatan ve aslında karısının onu aylar önce terk ettiğini gizleyen yalnız bir adam.

Kendisiyle ilgilenen Santa’ya anlattığı siyam ikizleri hikayesi bize onu biraz tanıtabilir belki.
Birbiriyle geçinemeyen siyam ikizlerinin itişmesi her zaman ikisini de yere düşürüyor…

Birimiz düşerse hepimiz düşeriz diyerek birlik manifestosunu da veriyor Amador.
Onun bu sözlerinden sonra “together we stand, divided we fall” diye bağırası geliyor insanın…

Ya şu tespite ne demeli…

Önemli olan bizim Tanrı’ya inanıp inanmadığımız değildir.
Önemli olan Tanrı’nın bize inanıp inanmadığıdır.
Eğer inanmıyorsa hapı yuttuk demektir.


Rico (Joacquin Climent) : İçlerinde en tuzu kuru olan arkadaşları. İşten atılır atılmaz eline verilen üç-beş kuruş parayla işlettiği barı açan Rico için, arkadaşlarının demlenmesi bir geçim kaynağı. O da arada beleş verdiği içkilerle birliği destekliyor ama daha realist bir kişilik.

Reina (Enrique Villen) : Güvenlik teknisyeni olarak da olsa iş bulabilmiş şanslılardan. O da barın müdavimlerinden. Çalıştığı yerin çatı katından “beleştepe” olarak tabir edebileceğimiz bir yerden arkadaşlarına Celta Vigo maçlarını izlettiriyor. Atakların sonu ve goller bulunulan yer itibariyle kadraja sığmıyor. Ama olsun. Hizmet hizmettir.



Sergei (Serge Riaboukine) : Eski Sovyetler de kozmonot olarak görev yaparken hayatın rüzgarıyla İspanya’ya savrulmuş, samimi, görmüş geçirmiş, sevimli ve candan bir dost.
Anıları ve betimlemeleriyle arkadaşlarının yaşamına renk katan bir arkadaş.

Oyunculukların müthiş olduğu bu filmde rolleri daha belirgin ortaya çıkan iki karakterden Santa’ya can veren Javier Bardem kendisine hayran bıraktırıyor. Bu rolüyle birçok ödülü de almış. Ancak Jose rolüyle dikkat çeken Luis Tosar’ın da müthiş oynadığını söylemeliyim. Daha önce “gözlerimi de al” filmiyle bu satırlarda yer verdiğimiz Tosar yine incelikli bir iş çıkarmış.

Arkadaşlığın, dayanışmanın, yaşam mücadelesinin, başkaldırının incelikle işlendiği güzel ve bağımsız bir İspanyol filmi izlemek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.

Güneşli Pazartesiler..



Filmin IMDB linki için tıklayınız


Filmden özet görüntüler için tıklayınız 1 / 2

Cuma, Temmuz 23

Te Doy Mis Ojos / Take My Eyes / Gözlerimi de Al (2003)



Evin hanımının akşam yemeği hazırlarken kocanın işten geldiği, evin tek çocuğunun ev ödevlerini yaptığı; sıradan ve mutlu gibi görünen bir yaşamın kesiti ekranımızda. Ancak, bu tabloyu bozan ve ters giden bir şeyler var: Aile içi tek taraflı şiddet…


Pilar (Laia Marull), kocası Antonio’dan (Luis Tosar) hem duygusal hem de fiziksel şiddet görmektedir ama bunu yakın çevresine o ana değin pek hissettirmemiştir. Antonio’nun önüne geçemediği öfke nöbetleri, incir çekirdeğini doldurmayacak ayrıntıların fitilini ateşlediği ani parlamalarla kendini göstermektedir. Kendini kaybeden Antonio karısına hem şiddet uygulamakta hem de hakaret etmektedir. Daha önce bu öfke nöbetlerinde birçok kez sakatlanan Pilar; yine şiddete maruz kaldığı bir akşam oğlunu da alarak kız kardeşine sığınır.


Ablasına yaşatılan bu duruma çok kızan ve İskoçyalı sevgilisiyle evlilik hazırlıkları yapmakta olan kardeşi, Pilar’ın istediği kadar kendisi ve annesiyle kalabileceğini söyler ve kesinlikle bir kez daha kocasına dönmesini istemez. Pilar, oğluyla birlikte kendisine yeni bir hayat kurmaya kararlı gibidir. Görünüşüne çeki – düzen verir ve yeni bir iş bulur. Sosyal bir çevre de edinmeye başlar. İşindeki başarısı günden güne artmaktadır.

Her şiddete başvuran koca gibi Antonio da, aklı başına geldiğinde derin pişmanlıklar duymakta ve “günışığım” dediği karısı Pilar’ı tekrar eve getirmenin yollarını aramakta ve elinden gelen her şeyi yapmaktadır.

Gözlerimi de al, sıradan aile içi şiddeti alan, ama bunu tek yönüyle işlemeyen sıra dışı bağımsız bir İspanyol filmi. Şiddet uygulayan ve öfke nöbetleri geçiren insanların pek azı, bu kontrolsüzlük durumunu yenebilmek için dış yardım almayı akıl eder. Antonio ise karısını çok sevmekte ve kötü alışkanlığını yenebilmek için bir grup terapisine devam etmektedir. Pilar da belli periyotlarla hep tekrarlanan ve aynı çıkmaz noktaya gelen hayatını düzlüğe çıkarmak istek ve kararlılığı ile kocasına duyduğu aşk arasında bocalamaktadır. Antonio’nun yakınlaşma isteğine ve “ben artık değiştim” mesajlı tavırlarına kayıtsız kalamaz ve ona kucak açan kız kardeşinin kızgın bakışlarına aldırmadan kocasıyla tekrar birleşir.

...Acaba her şey düzelecek midir?


Filmde, kadının yaşadığı gelgitler çok iyi aktarılmış. Kararlılık, öfke, aşk, merhamet, umut ve umutsuzluk duyguları birbiri içerisinde yoğrularak bir zarın yüzleri gibi sürekli olarak yer değiştiriyor. Antonio karakterini oynayan Luis Tosar ise vücudu, tavırları ve mimikleriyle rolünün hakkını fazlasıyla vermiş. Bu rolüyle Kopenhag Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü de almış zaten.


Gözlerimi de al, özellikle kadını orijinine alan film festivallerinde sürekli gösterilen bol ödüllü bir film.

Sadece oyunculuklar için bile izlenmeye değer bu İspanyol filmini, sürekli değişkenlik gösteren duygularla ve rollerin farklı açılardan dünyaya açılan pencerelerinden izleyeceğinize eminim. Ancak ağzınızda şarabi bir buruk tat kalacak. Söylemedi demeyin!...

Filmin IMDB linki için tıklayınız
Filmin kısa bir fragmanı için tıklayınız
Related Posts with Thumbnails