Salı, Ocak 24

LE HAVRE (2011)


L'argent ne circule qu'au crépuscule
Para ancak alacakaranlıkta dolaşır…


İyi insan olmakla ilgili duygular, 
bizim büyük çaresizliğimiz filminden hatıra kalan sahnelerle zihnimde dönedursunlar… 

kafadengi programındaki kafa dengi abiler, 
tam da güzellik=iyilik=gerçek diyerek sohbeti derinleştirirken…



sevdiklerimden uzakta bu gri Pazar öğleden sonrasını nasıl çekilir kılabilirim derdindeyim.

Belki şehre bir film gelir…?

iyi insanların, basit, organik, şakacı bağlarla yardımlaştığı bir film...

Senaryo, yapım, yönetim : Aki Kaurismäki


- Avrupa sinaması şimdiye kadar, sürekli olarak kötüye giden ekonomik, politik krizden, bunların da ötesinde, hiç çözülmemiş göçmen sorununa evrilen ahlaki krizden, göçmenlerin yabancı ülkelerden gelip Avrupa Birliği sınırları içine girmeye çalışırken genellikle maruz kaldıkları kötü muamelelerden pek söz etmedi.

Benim bu problemin çözümüne dair bir yanıtım yok, fakat yine de konuya (filmim gerçekçi olmasa da) değinmek istedim.

Işte bu amaçla yollara düşmüş Aki Kaurismäki… Italya'dan Hollanda’ya denize kıyısı olan ülkelerdeki limanları tek tek dolaşmış… malum, göçmenler yük gemileri, balıkçı tekneleri veya kayıklarla önce bu ülkelere (Yunanistan, Italya, Ispanya…) ulaşmaya çalışıyorlar.

Bu şekilde araya taraya filmin çekileceği liman şehrine karar veriliyor: Fransa’da Le Havre...
Le Havre limanında bir ülkeden diğerine aktarılmayı bekleyen içleri çeşit çeşit mallarla dolu yığınlarca kutu (konteyner) var. Bazı kutuların içinde ise aç-susuz-havasız bekleşip duran insanlar…


-Fransa’da bizim mottomuz « özgürlük, eşitlik ve kardeşlik »tir
(“Liberté, égalité, fraternité”).
Sanırım bunların içinden sizin filme dahil ettiğiniz « kardeşlik »idi ?

- Kaurismäki: Diğer ikisi zaten her zaman fazla iyimserdi. Fakat kardeşlik, …onu heryerde bulabilirsiniz, Fransa’da bile!

Fransa’daki kardeşlik Marcel Marx'in çevresinde (André Wilms) örülüyor filmde. Çok sevgili karısının, mahalle esnafının sade hayatları çevresinde… Tabii bir de sevimli köpeği Leika var.

Marcel Paris’teki yazarlık macerası başarısızlıkla sonuçlanınca kendini bu liman şehrinin hayata tutunabileceği bir mahallesine atmıştır... Ayakkabı boyayarak, evde bir çorba kaynatacak, akşamları da bir-iki tek atabilecek kadar kazanmaktadır…
Derken bu mahallenin odağına bir çocuk yerleşir.
Aslında Ingiltere’deki annesine ulaşabilmek üzere yola çıkmış ve Le Havre limanında polisle burun buruna geldiğinde kaçmayı başarmış Afrikalı Idrissa.


La Havre’daki kenar mahallelerde de tıpkı bizim toprağımızda olduğu gibi misafirin baş üstünde yeri var…davetsiz bile olsa.


Çürümekte olan insanlığa onurunu geri kazandırma çabası gibi belki, bir masal anlatıyor bize film.

Bugünün şartlarında pek de gerçekçi olmayan…herkesin hatta polis müfettişinin bile vicdanı değerleri olduğu bir masal.
- Kaurismäki: Her zaman masalların adil versiyonlarını tercih ettim, mesela kırmızı başlıklı kızın kurda yem olmadığı… Fakat gerçek hayatta, kurtları bile Wall Street’teki soluk yüzlü adamlara tercih ederim.
Aki Kaurismäki için milliyetler, diller, ülkeler bir sınır oluşturmuyor. O, insan davranışının heryerde aynı olduğunu ta 1990 yılında verdiği röportajlarında da söylemiş, şimdi de aynı çizgide duruyor. 2006 yılında 78. Akademi ödülüne Finlandiya’dan aday gösterildiğinde ABD’nin yabancılar politikasını protesto etmek amacıyla töreni boykot ediyor.
- Film festivalini değil, ABD hükümetini boykot ettim. Havaalanında elimde biletimle beklerken Abbas’ın ülkeye girişine izin verilmediğini duydum. Ve düşündüm ki, eğer ABD hükümeti Iranlı bir film yapımcısını istemiyorsa, Finlandalıyı da istemeyecektir. Ve ben istenmediğim yere gitmem.
Le Havre filminin sinematogrofik referanslarını geçmişte buluyoruz. Yönetmen, Bresson, Becker, Melville, Tati, René Clair, Marcel Carné hepsini bir parça göstermeyi istemiş…hatta kendinden pek fazla birşey katmadığını ifade ediyor [1,2]. Marcel Carné'nin bazı filmleri üzerinde özellikle çalıştığını

- Sinema 1962’de öldü, sanırım ekim ayındaydı.
Böyle konuşan bir yönetmenin günümüzde mi yoksa geçmişte mi geçtiği tam belirli olmayan bir film üretmesi şaşırtıcı değil. Her durumda sorun hep aynı sorun. 
Göçmen sorunu.
-0-
Film bitti.
Bu seferlik iyi bitti…
Erkenden tenhalaşmış meydandan, seri adımlarla uzaklaşırken,
Nedendir bilmiyorum, 
Aki’nin yaptığı işi Murathan Mungan’ın gölge kuşları’na(*) benzettim.
Le Havre’ı izlemek;
Sabırlı ve bilge gölge kuşlarının,

hüzünlü meydandan, zamana hiç aldırmadan süzülüp gitmesi gibiydi.
Kanatlarının meydan yerine ve kalbimize düşen gölgelerini,
HİÇBİR kaba kuvvetin, asla çiğneyip geçemeyeceğini bilmek gibiydi...
Böylece süzüldü, böylece kayboldu ufukta gölge kuşları,
Puslu bir liman şehrine doğru.
...


Hollywood herkesin beynini eritti. Eskiden, bir cinayet olurdu ve bu hikayeyi anlatmak için yeterliydi. Şimdilerde sırf izleyicinin dikkatini çekebilmek için 300bin kişi öldürmeniz gerekiyor.



Not 1: Le Havre’da 1971 yılında kurulmuş bir Fransiz rock grubu da (Little Bob) filmde mini bir konser veriyor.

Not 2: Geniş spektrumdaki müziklerin listesini aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:

Not 3: Leike yönetmenin kendi köpeğiymiş ve 5 kuşaktır oyuncu olduğu iddia ediliyor...

Not 4: Aki Kaurismäki sevenler 1990 yılında verdiği şu röportajına bir gözatsın derim


Not 5: Bu arada sevenlerine bir müjde: Fransa’daki Le Havre, yönetmenin başka ülkelerin başka şehirlerinde çekmek istediği bir trilojinin ilk filmiymiş…

Not 6: Göçmen sorunu ile ilgili sinekiyatri sayfalarında gündeme alınan diğer filmler:

Cennet Batıda, Illégal, Lorna'nın Sessizliği, Sonsuzluk ve Birgün, Biutiful

Kaynaklar:


2- http://soundcolourvibration.com/film-reviews/le-havre-from-director-aki-kaurismaki/

(*): Murathan Mungan, "Sairin Romanı", Metis Yayinlari, 2011



7 yorum:

  1. Merhaba,

    Sitede Biutiful ve Sonsuzluk ve Bir Gun filmlerinin de gocmen sorununa degindigini belirtmek isterim.

    Yazinizi begenerek okudum. Gecmisi Olmayan Adam'la onemli benzerlikler iceriyor film.

    Hayatimizin bundan onceki sonraki kisminda "dayanisma" duygusunu selamlayan filmlere saygi duyuyorum.

    YanıtlaSil
  2. bahsettiginiz iki filmi listeye ekledim.
    hatirlatma ve yorum için tesekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Sitede sayesinde Aki Kaurismaki'nin farkına vardım. Geçmişi Olmayan Adam'ı yakın zamanda izlemiştim. La Havre'yi okuyunca yönetmenin belli bir çizgisi olduğu anlaşılıyor.

    Kaurismaki'nin geleceğe dair insana umut vermesi, insanı insan yapan özelliklerini hatırlatması ve yüceltmesi güzel şeyler.

    İzlemeye çalışacağım.

    Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. yönetmen benim de çok ilgimi çektigi için 11DVD lik külliyatini edinme ihtiyaci duydum.
    site yazarlarimiz ve okuyucularimiz ile paylasmaktan mutluluk duyarim...:-)

    YanıtlaSil
  5. Kaurismäki'nin amaçladığı o olsa da insanı temel alan bir filmde duyguların geri planda kalması ve bütün oyuncuların aynı soğuk ifadeyle yer alması, mesaj ne olursa olsun, benim açımdan kabul edilemeyecek bir durum..

    Filmi beğenmemekle birlikte yazınızı zevkle okudum.. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. Burak, oyunculukların dikkat çekici derecede nötr, duygulardan arınmış ve hatta bazen mekanik olduğu benim de dikkatimi çekmişti...Yönetmenin diğer filmlerini izledikçe bunun bilinçli bir tercih olduğu kanaatına vardım.
    duyguyu oyuncunun değil de...anlatılan durumun ve bazen de müziğin vermesi amaçlanıyor gibi geldi.

    sözkonusu yöntemin rahatsız edici olup olmadığı konusunda tam emin değilim.
    tüm külliyatı izledikten sonra daha net bir yorum yapmayı ümit ediyorum.

    bu konuya dikkat çektiğin için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Gerçekten şahane bir yazı olmuş bu, ellerinize sağlık. Aki Kaurismaki çok güzel bir insan her şeyden evvel ve hikaye anlatma konusunda usta. Diğer filmlerine kıyasla biraz zayıf bulsam da yine de insanı sarmalayan bir yanı var Le Havre'ın. Bu arada triloji müjdesi için de teşekkürler! :)

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails