Perşembe, Ocak 19

Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)




Bir Zamanlar Anadolu’da, çeşitli önyargılar sebebi ile Nuri Bilge Ceylan sinemasından uzak durmuş benim gibi seyircileri bile 157 dakika boyunca ekrana kilitlemeyi başaran bir film. Yönetmen süre konusunu, sinema sektöründeki 90 dakikalık film yapma dayatmasına tepki olarak açıklıyor röportajda.. Filmin ilk yarısında sinemadan çıkan seyircileri elemek istemiş..

Her bir oyuncu yeteneklerinin limitlerini zorlamış görünüyor.. Özellikle muhtar, savcı, doktor ve Arap Ali’yi daha çok beğendiğimi belirtmek istiyorum.. Yılmaz Erdoğan’a ise ayrıca değinmek lazım gelir. Futbolda bazı oyunculara teknik direktör sınırsız özgürlük tanır.. Belli bir mevki ya da görevi yoktur. Serbest oyuncu denir. Yılmaz Erdoğan’ın durumu da bana öyle geldi işte.. Beğendim beğenmesine.. Velhasıl oyunculuğu eski rollerini hatırlatmadı değil. Fırat Tanış çok az konuşuyor. Amma velakin duruş bakış 10 numara.

Filmdeki komedi unsurları, detaylar enternasyonel düzeyde algılanabilir mi? Emin değilim.. Pek ihtimal vermiyorum hatta. Eğer öyle olabilseydi, eser çok daha iyi yerlere gelirdi.

Film bittiğinde örneğin Haneke’nin Cache filminde olduğu gibi bir sürü soru işaretini seyircinin kucağına koyuyor, düşünmeye itiyor.
-Savcı’nın hikayesindeki kadın kimdi? –Bu sorunun cevabı basit.
-Gündüzler torbaya mı girdi de, ceset gece aranıyor?
-Doktor otopside cezayı arttıracak bir gerçeği neden gizlemek istedi? (Sağol kelimesi tek başına yeterli miydi?)
-Katil acaba doktorun saf duruşundan az ceza alabilmek adına faydalandı mı?
-Bu hikayeyi kimin ağzından dinliyoruz? Doktor’un mu?

Coen’lerin Fargo’sunda olduğu gibi: Acımasızca işlenen cinayet ve soruşturması etrafında dönen birsürü komedi unsuru..
-Savcı’nın en trajik sahneleri izlediğimiz sırada espri yapıp cesedi Clark Gable’a benzeterek kendi gençliğindeki lakabını etraftakilere dolaylı yoldan aktarması.
-Arabaya maktülle birlikte konan, tarladan aşırılmış kavunlar.
-Muhtar’ın evinde cinayete yardımla suçlanan çocuğun kola istemesi..

Almodovar’ın Volver’i de anıldı belki: Günler önce ölen adamın bir gün önce kasabada dolaştığı, “göründüğü” rivayeti var...

Pulp Fiction’da uzayıp giden ayak masajı sahnesiyle de Bir Zamanlar Anadolu’da filminde manda yoğurdu üzerine dönen muhabbeti benzeştirebiliriz sanırım.

Sinekiyatri’de çok güzel bir yazı ile aktarılan Bir Zamanlar Batıda’ya ise ismi, uzun tek planları ve ters köşeleri ile yaklaşıyor diyebiliriz. Bir an önce Sergio Leone’nin unutulmaz filmini izlemek istiyorum.

Diğer yandan da Vavien’i hatırlattı: Kasabada geçmesi suç unsurunun etrafında dönen kara mizah öğeleri barındırması.. Kasaba’daki bürokratik hiyerarşiye değinmesi vb.

"Bir Zamanlar Anadolu’da"nın İran Sineması’nı andırdığını anlatan yazılar okudum. Filmleri bulursam izlerim.

Bir Zamanlar Anadolu'da komedi unsurunun temel öğesi birçok zıtlık ve çelişki barındırıyor:
-Doktor en baştan beri gerçeğin ortaya çıkması için otopsiyi savunurken, gerçekleri otopside örtme yolunu seçiyor.
-Domuzbağı ile niye bağladınız diye sorarlarken, yine çözümü domuzbağı yapmada aramaları.
-Savcı espri yapıp ortamdaki ciddi havayı kendi dağıttığı halde, insanları ciddiyete davet ediyor.
-Arabın ve köy muhtarının karşılıklı olarak birbirlerini “eşekçi” olmakla suçlamaları.


Yönetmen sinemayı çok sevmediğini, edebiyata meyil verdiğini söylüyor.. Zaten film de bir kitap gibi.. Bir solukta okunup bitirilen cinsten.. Özellikle Çehov’un hikayelerine bakmak lazım NBC’yi anlamak için...

Sarsılan elma ağacından düşüp bayır aşağı yuvarlanan elmayı gözünüzü kırpmadan izliyorsunuz. Hipnotize edici bir an..

Ana temayı yönetmen “kasaba ahlakı” olarak açıklıyor.. Kasaba ahlakı ne demek? Komiserin şoförlüğünü yapan Arap Ali, adliyenin şoförü Tevfik’i çekiştiriyor. Savcı komiseri, komiser savcıyı... Böyle böyle bir bakıyorsunuz film boyunca devam eden bir dedikodu, bir çekememezlik, kendini beğenmişlik.. Yetki tartışması ve kavgasının yarattığı aksaklıklar.. Aslında bu aksaklıklar sadece kasabalara özgü değil. İçinden bürokrasi geçen her yerde görülebilir.

Kazma ve kürek taşıyan iki adam var: Komiser bunları hep “kazma-kürek” diye çağırıyor.. Ancak ikisinde de sadece kürek olduğunu anladığımız an çok tanıdık ve komik geldi nedense.. Ceset torbası unutulmuş. Cesedin konabileceği bir ambulans vb. yok ortada..

Filmde diğer bir çelişkili durum ise görünürde kadın olmamasına rağmen gerek komiserin karısı gibi telefonla arayarak, gerekse savcının ve doktorun geçmişinde olduğu gibi.. ve hatta bi ara filmin orta yerinde muhtarın evinde karşımıza kısa süreliğine çıkıp ağırlıklarını olanca gücüyle hissettiriyorlar. Hatta komiser diyor ki, nerede bir cinayet var orada kadın arayacaksın.

Sistemin insanları yabancılaştırdığına dair güçlü duygular hissettim izlerken: Filmin bütününde ölümün karakterlerce algılanış biçimi. Acımasızca işlenen cinayete karşın kişilerin yaklaşımları vb.

Çocuklar büyüklerin günahlarının bedelini ödemektedirler ve sistemin çarkları onları da içine çekmiştir. Babasının katiline taş atar. Morg’da otopsiyi bekler ve sonra hayatın rutinine devam eder.. Çocuğun topu okul bahçesine geri gönderme sahnesinde "normal hayata geri dönüş" mesajı seyirciye güçlü bir şekilde veriliyor diye düşünüyorum.

Arap Ali’nin diğer karakterlere göre dertleri daha bi derindir sanki.. Biz hep buradayız, siz bir gün gideceksiniz manasında: “Ne olacak ki, bir zamanlar Anadolu’da başıma şöyle şöyle işler gelmişti dersin anlatırsın çocuklarına, bir masal gibi…”

Muhtar rolü ile gönülleri feteden Ercan Kesal 50 yaşında bir tıp doktoru. Senaryo’da önemli bir payı olsa gerek. Çünkü mesleğinin ilk yıllarında Keskin’de görev yapmış. Filmde doktorun diğer karakterlerden bir farkı göze çarpıyor: Herkes bişeyler alıp götürme telaşında iken doktor cinayet şüphelisine sigara veriyor. Arap Ali elma, kavun topluyor başkasına ait tarlalardan, köylülerden bazlama istiyor. Savcı muhtardan bal alıyor. Komiser ilaç peşinde. Ama otopsi sahnesinde anlıyoruz ki, bizim doktor da herkes gibi olmuş.

Kimler izlemeli:
-Şimdiye kadar Nuri Bilge Ceylan sinemasına uzak duranlar.
-Anadolu’da görev yapmış devlet memurları.
-Herbir saniyesi fotoğraf karesi dokusunda filmleri sevenler.
-Coen sinamasını takip eden, kara mizahtan hoşlananlar.
-Çehov okuyanlar. (...Yalnızca uzaklarda, çok uzaklarda, herhalde kasabanın dışında, bir köpek ince kısık sesiyle havlayıp duruyor. Ortalık neredeyse aydınlanmak üzere...)
-Neşet Ertaş sevenler. Aklıma geldi de: Ne güzel gitmiş arabada yağmurlu havada Neşet Ertaş.. Keskin ilçesi yıllar sonra Neşet Usta’yla yeniden buluşmuş. O arabada olmak istedim bir an..

13 yorum:

  1. Uzun zamandır rastladığım en güzel film yorumu. Klavyene sağlık. Kimler izlemeli bölümü çok güzel olmuş. İlk sırada yer alan maddeden dolayı bile bu filmi izlemek isterim :)

    Bir de son dakika haberi verelim o zaman: Film Oscar adaylığı statüsünden çıkarılmış. Aday 9 film arasına girememiş.

    YanıtlaSil
  2. Ben aslında filimin sanatsal yönünden daha çok Edebiyatik bir yapısı olduğunu sezdim NBC yapımlarında diyologların az olması ve imgelerle insanın içine işlenmesi bu filmde yok daha çok edebiyatik ve görsel açıdan insanı tatmin eden bi yapım olmuş 2 buçuk saat gözümü kırpmadan seyrettim yine olsa bi 2buçuk saat daha izlerim gerçekten etkileyici bir yapım olmuş ağaçtan düşen elmanın yuvarlanması,bozkırların o muhteşem gece eşliğindeki görüntüsü sanki bir film değilde bi an içinde hissettim o kadar doğal ve o kadar iyi yansıtmışlar ki sanki bir an olaya karışacakmış gibi hissettim kendimi zaten nuri bilge ceylan ında yapmak istediği bu değilmidir filimin içine çekerek sanki onlardan biriymiş gibi hissetmemizi sağlamak ve kurgu örgüsünü durgun bir kurguyla bir inception havası yaratabilmek her yiğidin harcı değildir maalesef anadoluyu tadında ve yerinde yansıtmıştır zaman zaman ince mesajlar gönderir sonuç olarak mükemmel bir film

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,

    Yorumlarınız için teşekkürler.

    Yazıyı bitirdikten sonra, filmin Oskar adayı olamadığını öğrendim. Hurt Locker gibi bir film Oskar almıştı. Demek ki, Akademi çok da güvenilir bir kurum değil:)

    Evet; filmin edebi yönü göze çarpıyor. Yönetmen röportajda bu durumu açıklamış. Bir Zamanlar Anadolu'da'nın seyirciyi içine çektiği yorumunuza katılıyorum. Sürenin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.. Pür dikkat izliyorsunuz. Bana göre bir filmin beğenilmesinde en önemli kriterlerden biri seyirciyi pençesine almasıdır.. :)

    Selamlar, saygılar.

    YanıtlaSil
  4. Çok doyurucu bir yazı olmuş, severek okudum. Film bana da Çehov'u anımsattı, Çehov'un hikayelerini. Kimi filmler hakikaten edebi bir tat bırakıyor.
    Filmi bir kara komedi gibi olarak okudum ama karanlığı epey koyu idi.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba,

    Teşekkürler nezleli karga:)

    Yorumun sayesinde blogunun farkina vardim. Iyi ki varsin. Sagolasin.

    YanıtlaSil
  6. minormax birçok filmle kıyaslamalar/benzetmeler de yaparak filmi enine boyuna çok başarılı değerlendirmiş, elinize sağlık.

    Öncelikle filmin bizi içine alan birçok kilit noktasında özellikle mizahi kısımları sadece bizim coğrafyamızda yetişmiş; bizim dilimizi konuşan insanların anlayabileceğini düşünüyorum ben de. Filmin buna rağmen jüriye bu kadar hitap edip Cannes da böyle prestijli bir ödül almış olmasına hayli şaşırıyorum.

    nuri bilge'yi diğer tüm Türk yönetmenlerden ayıran ve günümüz post-modern sinemacılık akımıyla paralel çalışabilen bir tarzı olduğu gerçeği, bu filmde bir kez daha çok net şekilde ortada. Ancak bu post-modernlik yüzünden izleyiciyi merakta bırakan, filmde eksik bırakıldığını düşündüğüm noktalar da var. Örneğin, klasik bir Türk izleyicisi olarak, Doktor ve boşandığı karısının hikayesi, cinayet anını gösteren bir flashback sahnesi, doktor ve muhtarın kızı arasındaki duygusal yakınlaşmanın bir aşka dönüşebilmesi, katil ve kurbanının karısı arasındaki ilişki vs. bunların detayını görmek istiyor insan :))

    ancak dediğim gibi Nuri Bilge'yi farklılaştıran şey, biraz daha mistik ve beyin fırtınası yollardan gidip, izleyiciyi entrikalar&olaylar içinde boğmadan, süreyi daha sanatsal ve daha "ödül filmi" olacak bir film yaratmak yönünde kullanması..

    Film boyunca yakalanan manzaralar -zaten herkesin ortak beğenisi olmuş gördüğüm kadarıyla- harikuladeydi.
    Kuşların topluca uçtuğu sahneler, bir sokak kedisinin soğuktan korunmak için çöp bidonun altına gizlenmeye çalıştığı sahne, bozkırın içinde çok uzaklarda gördüğümüz bir köpek, ve kameranın dönüp bir de köpeğin açısından ekibin nasıl göründüğünü gösteren sahne, savcı bozkırın ortasında gece içinde kuytuda ihtiyaç giderirken aniden çakan şimşek ve hemen yanıbaşında Nemrut vari yüz heykellerinin ışıkla birlikte belirmesi... Ciddi anlamda extra efor ve mesai isteyen, hayranlık uyandırıcı sahnelerdi...

    Muhtar tam bir "muhtar"dı.. :)
    Otopsiyi yapan Laboratuar teknikeri inanılmaz doğaldı. Çok başarılı buldum. Zaten doğru casting ve bireysel oyunculuklar bu filmin başarısında çok kilit rol oynuyor.

    Meslektaşım, bir elektrik-elektronik mühendisi olan Nuri Bilge'nin yaptığı işlere görünen o ki şaşırmaya, gururlanmaya, çok keyif almaya ve aşırı özenmeye uzun bi süre daha devam edicez;
    Görüşmek üzere,
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. Merhaba bir Alex değil,

    Detaylı yazı için çok teşekkürler. Zevkle okudum.

    Nuri Bilge Ceylan'ın mühendis olduğunu bilmiyordum. Bu vesile ile öğrendik.

    Kuşlar ve kedi örneklerini verdiğin bölüm ayrı bir ilgimi çekti. Filmi iki kez izlememe rağmen örneğin kediyi hatırlayamadım.

    Görmeyi beklediğin sahneler de çekilirse filmin bir diziye dönüşme olasılığı oldukça yüksek:)

    Yaptığın yorum bende yeniden izleme isteği uyandırdı.

    Selamlar, saygılar.

    YanıtlaSil
  8. Kimler izlemeliye bir ilave: Bozkır'da doğup-yaşayıp bu zamana kadar yaşadığı yerde güneşin batışı ve doğuşu arasındaki zamanın güzelliğinin farkına varamayanlar. (Filmin her kırsal sahnesi bir tablo gibidiydi)

    YanıtlaSil
  9. Merhaba,

    Yazdıklarınızla birlikte Bulutsuzluk Özlemi şarkısı aklıma geldi: ...Her nefes alışımız bayramdı..

    Başka bir türküde ise: Kuyunun dibinde kurbağalar, sanır ki gökyüzü kuyu ağzı kadar... diyor..

    Yaşamın güzelliklerini algılamamız için yönetmen, kuyunun dibinden çekip çıkarıyor bizi..

    Yorumunuz için teşekkürler. Selamlar, saygılar.

    YanıtlaSil
  10. Nuri Bilge Ceylan'ın sitesinde filmle ilgili yazımız Press (Basın) bölümünde yer aldı:


    http://www.nbcfilm.com/anatolia/press.php?mid=9

    YanıtlaSil
  11. cok guzel bir yazi olmus, begenerek okudum, izlerken kacirdigim ayrintilar ve yorumlamalar, diger filmlerle iliskilendirmeler, hepsi bu yazida var.
    filmde anadolu insaniyla ilgili bir cok detay var. izlerken, aslinda gun icinde fark etmedigimiz ama "aa evet ya cidden boyle yapiyoruz" dedigim bir cok ayrinti vardi. mesela filmin sonlarinda komiser doktora ilac yazdirmak icin muaynanesine gider, disarida bekleyen amca yasli olmanin da verdigi ayricalikla sirasini beklemeden iceri pat diye dalar, iceride komiseri gorunce kedi oluverir, geri cikar hemen:) bu sahne benim cok hosuma gitmisti. NBC bizi almis film yapmis:) harika gozlemler..
    Betül

    YanıtlaSil
  12. mükemmeldi.
    mü-kem-mel-di!

    işte izlemekten katman katman farklı keyifler aldığım film buydu.
    referans gösterilecek.
    uzun süre ve pekçok açıdan referans gösterilecek bir film sözkonusu.

    90lardan beri her filmini takip ettiğim NBC kendini aşmış, çıtayı çok yukarı çekmiş.

    aydınlık bir günde izledim. bir kere de gece izlemek istiyorum.
    lisede okudum diye hatırlıyorum ama Çehov kitaplarını yeniden karıştırmak istiyorum.

    yazı kapsamlı ve güzel olmuş.
    filmi izlerken burada bahsedilen bazı noktalara çok takılmamış olsam da sonradan derli toplu okumak hoşuma gitti.

    Yılmaz Erdoğan oyunculuğu hakkında benzer şeyler düşünmüşüz.

    "Anadolu" deyince bilindik "folklorik" yaklaşım bekliyor insan.... ama NBCnin de belirttiği gibi bundan uzak durulmuş.
    yine de jürinin bazı incelikleri anlaması için birlaç kez izlemesi gerekirdi :-)
    Cannes spikeri bile TV izleyicisine film ekibini takdim ederken "filmde bahsedilen PEYNİRLERİ tatmak isterdim" diyor...bahsedilen şeyin yoğurt olduğunu farketmemiş...ya da çeviride öyle geçiyor.

    YanıtlaSil
  13. Keşke filmi çekerken bir doktora danışsalardı. Savcı ve doktor cesedin başında "Ölüm katılığı oluşmuştur" diyorlar. Sonra domuz bağı çözülünce ceset hoop yumuşacık uzatılıyor. Kollar bacaklar sallanıyor. Sonra bagaja konurken tekrar cenin pozisyonuna rahatça getiriyorlar. Maalesef skandal....

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails