Cuma, Mayıs 27

The tree of life - Hayat ağacı (2011)


Sanırım bu film izleyicileri ikiye bölecek: hayal kırıklığına uğrayanlar ve diğerleri.


Ben hayal kırıklığına uğradım : Keşke aynı saatlerde başlayan ‘le gamin au vélo’ ya vakit ayırsaydım.



Yönetmen : Terrence Malick

Içimdeki ses :

- Önyargını dizginle !
- bak adam ‘The Thin Red Line’ı çekmiş,
- bak adam MIT’de felsefe eğitimi almış,
- bak adam kendi erkek kardeşini kaybetmiş, bu acısını filme katmış.



  • Tamam, okyanusta yüzen denizanasının, ya da çağlayıp coşan şelalenin o muhteşem görüntülerinin tadını dakikalarca çıkartabiliriz.

  • Evet, oğlunu birdenbire kaybeden bir anne, kardeşini kaybeden çocuk insanı olduğu yere zınk diye mıhlayabilecek bir ACI barındırır,

  • Evet, otoriter baba ile oğul arası ilişki hep yürek burkma potansiyeli taşır,

  • Elbette, dünya ve evrenin tarihöncesi çağlardan bu yana gelişi, dönüşümü üzerine kafa yormak, insanı delirtecek kadar sarsabilir…

Ama bütün bunlar neden etkisini kaybediverdi filmde?

Neden bütün unsurlar kesme yapıştırma tekniği ile ard-arda eklenmiş gibi geldi?

Ters giden neydi?


  • Bir zamanlar TRTde perşembe akşamları yayınlanan ‘inanç dünyası’ programının jeneriğinden fırlamış hissi yaratan, güneş tutulması ve volkan patlaması görüntüleri mi ? Aslında görüntüler değil ama bu görüntülerin anlam bütünlüğü sağlamadan eklenmesi mi ?


  • Konu insanların, özellikle de çocukların çevresinde dönerken kamera açılarının insanı rahatsız edici şekilde hoplayip zıplaması, darlaşması, görüntünün sık sık kararması mı ?


  • Zıra zıra ezici bir tavırla öne çıkan otoriter ruhlu müzik mi ?

  • 4 cepheli evinin, takıntılı şekilde düzgün biçilmiş çimleri üzerinde, kocaman barbeküde et kızartırken mükemmellikten bahseden Brad Pitt mi ?



Neydi, neydi?



Diyorlar ki film çağlar arası gezintiye çıkarıyormuş: ben yaya kaldım.

Diyorlar ki filmin kozmik ve felsefi uzantılı mesajları varmış: Hiçbirini yakalayamadım.

Diyorlar ki kadın başrol oyuncusu harikalar yaratmış: ellerini kollarını yanlara serbestçe sallayarak dans eden ve oğullarının başlarını zaten tüm annelerde olan bir şefkatle öpen temiz yüzlü bir kadın gördüm sadece.



Sabırlı ve beğenmeye açık bir izleyiciyim, film benim için sinemanın o büyülü kapısından girerken başlar.

Erkenden gidip koltuğuma oturduğumda zaten %90 beğenmeye kurulmuş gibiyimdir.

Her film küçük mutluluklar barındırır derim,

o gözle izlerim.

Ağız burun bükmem, emeğe saygısızlık sayarım.

Yine de bükmedim.

Ama itiraf ediyorum sonlara doğru bir kez esnedim.

E bunca şeyi niye söylüyorum?

Siz gidin, izleyin ve kaçırdıklarımı bana da anlatın, şu fakirin aydınlanma arzusuna derman olun. Lütfen!

Related Posts with Thumbnails