Cuma, Ağustos 12

127 HOURS / 127 SAAT (2010)



Hayattaki en büyük güç, insanın yaşama duyduğu sevgidir.


En sonda söyleyeceğimizi hemen en başında dallandırıp budaklandırmadan söyleyelim.
Bu bir doğa , mücadele filmi ve aynı zamanda bir iç hesaplaşma filmi. Basit, yalın bir anlatım; abartısız sahneler ve iliklerinize kadar hissedeceğiniz gerçeklik. Tüm bunları yaratabilmek için aksiyon dolu, hareketli, bol diyaloglu ve çok aktörlü/aktrisli bir film izleyeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. "Slumdog Millionare " ile Oscar'ı kucaklayan yönetmen Danny Boyle, tüm bunlara gerek kalmadan gerçek bir yaşam öyküsünün uyarlandığı 127 saat filmiyle başarılı bir filme daha imza atmış.

Aron Ralston (James Franco), hafta sonlarını çeşitli doğa sporları etkinlikleriyle geçiren iflah olmaz doğa tutkunu bir mühendis. Fırsat bulduğu her hafta sonu aracına atlayıp, bisikleti ve kamp malzemeleriyle soluğu doğayla iç içe yerlerde alıyor. Tutkunu olduğu Moab Kanyonu ise onun vazgeçilmez oyun parkı.







Enerjisini kanyon turu yaparak ve gizemli yerleri kah tırmanarak, kah sürünerek geçmekten zevk alan Aron bu sefer iki kız kanyoncuyla karşılaşır. Yollarını kaybetmiş bu iki çömez kanyoncuya yol gösterir. Doğa mucizesi, büyük blok kayalıklar arasındaki incecik ve daracık çatlaklar arasında rehberlik eden Aron ve kızların saklı mağara gölündeki yüzme maceraları nefes kesici güzellikteydi.








Dibi görünmeyen bir uçurumdan kendini bırakıp serin mavi sulara dalmak nereden baksanız tavan yapmış bir adrenalin seviyesini garanti eder.
Kızlarla ertesi gece verecekleri party de buluşmak üzere sözleşip ayrılan Aron tehlikeli ama adrenalin dolu kanyon gezisine devam eder. Yine bir çatlak içinde yol alırken tutunduğu kaya parçası yerinden oynar ve çatlağın dibinde Aron'ın sağ elini hareket etmesini imkansız hale getirecek şekilde sıkıştırarak onu hapis eder. Filme ismini veren 127 saatlik esaret aynı zamanda doğaya ve zamana karşı meydan okumaya dönüşen bir yaşama mücadelesi olacaktır.

Bu kaya parçası daha bir meteorken, uzaydan buraya düşerken beni bekliyormuş.

Hemen burada yerinde bir uyarı yapalım. Bu film klastrofobisi olanlar için pek uygun değil. Bırakın başınıza gelmeyi, izlerken bile içi daralanlardansanız bence bu filmden uzak durun.


Aron düştüğü yerde bilincini kaybetmeyip, böyle bir talihsiz durumda yapılabilecek en mantıklı hareketleri yapıyor. Direniyor, çabalıyor, düşünüyor... Mücadelenin dışında kalmamak için kendisiyle konuşuyor, durumunu video kamerasına kaydediyor. Ancak yemeği ve en önemlisi suyu çok kısıtlı. Üstelik de kayaya sıkışmış kolu her dakika kangren olmaya doğru ilerliyor. Zamanın her saniyesi önemli ve bir o kadar da ızdırap dolu.









Filmin önemli bir kısmı, bu kanyonun çatlağının dibinde sıkışmış bir vaziyetteki Aron'ın mücadelesini bizlere izlettiriyor. Dar bir ortam, tek bir aktör, birbirini tekrarlayan saatler ve günler...Ama tempo bir an bile düşmüyor. Su matarasının içinden yapılan çekimler bu sahnelerde çok orjinal görüntüler vermiş. Aron'ın kendi kendini kameraya çektiği anlardaki söyledikleri, itirafları, kimi zaman umutsuz kimi zaman ise şov yaparcasına konuşmaları yaşanılan trajediye derinlik katıyor. Suyun ve dahası kameranın şarjının bitmesi ile yaşamın sona ermesi arasında insan ister istemez bağlantı kurmaya çalışıyor filmi izlerken...







Aron'ın gördüğü halüsinasyonlar, aklına gelen anılarını sanki o an gerçekleşiyormuşçasına yaşaması filmi sürekli canlı tutuyor. Kendinizi nefesinizi tutmuş, aynı acıyı ve aynı susuzluğu çekerken buluyorsunuz.

Hayatta değer verdiğimiz kişilere, özellikle ailemize ayırmadığımız zamanlar, görüşmediğimiz her telefon konuşması ve söyleyemediğimiz her güzel söz; bu dünyanın unuttuğu çatlakta hatırımıza gelir ve bizi artık telafi edilemeyecek duygulara salar. Böyle bir durumda bizi ayakta tutacak tek şey insanlara ve yaşama duyduğumuz sevgidir, gerisi ise hikayedir...


Yönetmen Danny Boyle, bu filminde de yine Hint müzisyen A.R. Rahman ile çalışmış.



Filmin IMDB linki için tıklayınız
Filmin fragmanı için tıklayınız


2 yorum:

  1. Merhaba,

    127 saati yakın zamanda izledim. Dar bir alanda geçmesine rağmen kendini izlettiren akıcı bir film.

    dediğin gibi, kapalı alanlardan hoşlanmayanlar için bunaltıcı olabilir belki ama izlenmeye değer.

    İnsanın kendi hayatını gözden geçirmesine ön ayak oluyor.

    Çok teşekkürler..

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler, film hakkında epey bir görüşüm oldu, izlemeye karar verdim.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails