Pazar, Kasım 14

Skyline / Yukarıdaki Tehlike (2010)



13 Kasım 2010 Cumartesi.
Dünya günlüğünden..


Bu kez güncel bir filmle, sıcağı sıcağına karşınızdayız. Popüler bir sinema alt kültürü olarak bilim kurgu ile gerilimin bir araya geldiği filmler -hele ki güzel prodüksiyonlarsa- ilgimi çekmiştir hep. Sizlere Skyline (Yukarıdaki Tehlike) filmini fazla da "spoiler" vermemeye gayret ederek tanıtmaya çalışacağım.

Uygarlığımız, yaşadığımız Dünya'yı keşfettikçe onun da içinde bulunduğu evrenin sınırlarını merak edegelmiştir hep. Teknolojik gelişmemize paralel olarak, bu merak "acaba bizim yaşadığımıza benzer başka yaşanabilir dünyalar da var mı?" noktasından hareketle, evrende zeki başka yaşam formlarını arayışa itmiştir. Bunu da gayet barışçıl ve saf bir tavırla, uzayın her noktasına yine teknolojimizin el verdiği ölçüde radyo sinyalleri göndererek başta Nasa ® aracılığıyla yıllardır yapıyoruz. Bu yayınlar, medeniyetimize ait belli başlı her dilde yapılmakta. Evrensel olabileceğini düşündüğümüz her sembolü içermekte... Yalnız unuttuğumuz bir şey var. Yaşam sürdüğü dünyayı her geçen gün kirleten, katleden, kendisinden başka yaşam formlarına saygısızca yaşama hakkı tanımayan biz insanoğlu değil miyiz? Ve bunu da, bu dünya üzerindeki tek akıllı yaşam formu bizleriz diyerek yapmıyor muyuz? Peki, bizden çok daha teknolojik veya bizim anlayamayacağımız bir kavrayış noktasına erişmiş ve daha zeki başka yaşam formları varsa; bu komik iletişim kurma çabamız acaba bize zarar verebilir mi?



Filmimiz işte bu noktadan hareket ediyor ve geçtiğimiz aylarda çok ses getiren ve medyada yer bulan İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stefan Hawkins'in

Dünya dışı yaşam formları bizden çok zeki olabilir ve tehdit oluşturabilir. Eğer uzaylılar bizi ziyaret ederse, bence netice yerliler için sonucu hiç de iyi olmayan Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfini andıracak. Kavrayamayacağımız biçimlerde hayat ve zeka olabileceğinden kuşkulanıyorum

sözlerini doğrularcasına ilerliyor.



Skyline bir "uzaylı istilası" filmi. Ana tema daha önceki yapılmış filmlerle benzerlik gösterse de bence diğerlerinden ayıran farklı bir yanı var: kesinlikle daha gerçekçi, daha fantastik ve daha ürkütücü. Ansızın büyük bir koloni şeklinde semalarda beliren uzay gemileri, parlak, mavi ve hareketli bir ışınla şehirleri hedef alıyor ve yer ile gemiler arasında oluşturulan bu ışık koridorunda insanlıkla temas kuruyor. Amaç, tüm insanları toplamak!.. Mavi, parlak ve cezbedici ışına belli bir süreden fazla bakanlar büyülenmiş gibi hareketsiz kalıyorlar, vücutlarında birtakım değişiklikler oluyor ve gözleri bu ışığın etkisiyle korkutucu bir hal alıyor. Yaşam gerçekliğinden kopan insanları ise toplayıcı yaratıklar bir vajinaya benzer ağızlarıyla yutuyor ve ana gemiye götürüyor.





Bu bir anda gelen tehdit üzerine insanlar ise ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Perdeleri kapatarak bu cezbedici ışından korunmaya çalışmak geçici bir çözüm olarak ilk yaptıkları. Ancak daha fazlasına ihtiyaçları var. Saklanmak ya da kaçmak bir çözüm olabilir mi? Sanmıyorum. Ya savaşmak?..


Modern savaş uçaklarıyla bir noktaya kadar mümkün elbet. Ancak karşınızdaki yakaladığı insanların beyinlerini kullanarak rejenerasyon yeteneğine sahip ölümsüz yaratıklar.



Filmde, daha önce izlediğimiz bilim kurgu filmlerinle benzeşmeler de oldukça fazla. Ahtapot gibi kolları ve duyargaları olan, her yöne ani olarak çok hızlı hareket edebilen yaratıklar Matrix' deki "sentinel" lere çok benziyor. Yine, kaçırılan ve vücutları ele geçirilen insanlar Matrix'teki gibi organik yapılarla bağlanmış durumda. Matrix'de vücut ısıları bir enerji kaynağı bir batarya gibi kullanılan insanlar, Skyline'da uzaylı yaratık üreten bir doğum makinesinde oluşturulan yeni uzaylılara beyin olarak kullanılmak üzere organik bir yedek parça vazifesi görmekteler.

Bir apartman boyu büyüklüğünde olan devasa yaratıklar ise bizlere Stefan King'in romanından uyarlanan Frank Darabont'un yönettiği "Sis" filminin final sahnesinde gördüğümüz yaratığı anımsatıyor. Tüm bu benzerlikler sanırım tesadüfi değildir. Daha önce izleyicide oluşan algının sürekliliğini sağlamak adına ve uzaylı istilası alt kategorisinde analoji kurulması açısından bilerek tasarlanmış ayrıntılar gibi geliyor bana.

Her "insanoğlunun zorluklarla baş etme ve var olma mücadelesi" temalı filmde olduğu gibi ziyaretçilerimiz düşünmüşler düşünmüşler ve istilayı gerçekleştirmek için yine Amerika Birleşik Devletleri'ni seçmişler. Filmin sonlarına doğru yıkılmamış ve dimdik ayakta gördüğümüz özgürlük heykeli artık içimizi bayıltan bir klişe durumunda yine. Yine tüm dünyadaki durumu gösterirken İngiltere'deki yeni sembol "London Eye" da gösterilmekte...

Filmdeki görsel sahneler gerçekten etkileyici. Universal Stüdyo'larında prodüksiyonu gerçekleşen filmimiz için yüklü bir bütçe harcanmış. Makyaj açısından da iyi çalışılmış sahneler çoğunlukta. İzleyici yorumları ise gösterimin ilk iki günü için pek tatmin edici görünmüyor. Benim yorumum ise türünün en güzel örneklerinden biri olduğu yönünde. Bilimkurgu hayranları için kaçırılmaması gereken bir film. Ancak sinemada izlenmesi şart. Evde aynı tadı vereceğini sanmıyorum.



Film, her "eğer başarılı olursa devamını da çekeriz" mantığıyla çekilen filmde olduğu gibi sonunda ikinci bölümü adresleyerek bitiyor. Ancak bir yandan da, daha ilki çekilirken bu filmin ikileme ya da üçleme şeklinde izleyiciye sunulacağı anlamında yanıltıcı olmayan tüyolar veriyor. Başrollerde ise pek de tanınmamış oyuncular var: Eric Balfour, Scottie Thompson, Brittany Daniel, Crystal Reed, Neil Hopkins.


Filmi izlemek isteyen, hatta geleceği günü bekleyen sinemaseverler için küçük bir de uyarı yapmak lazım sanırım. Film 12 Kasım 2010 da vizyona girdi. Ancak, Amerika zaman metrik gösteriminde ay/gün/yıl şeklinde bir sıralama olduğu için filmi 11 Aralık 2010'da gösterime girecek sanan izleyiciler olabilir. Yanılmayın. Gidin izleyin. Pişman olmazsınız.

IMDB linki için tıklayınız
Filmin fragmanı için tıklayınız

Related Posts with Thumbnails