Pazartesi, Eylül 28

The Hangover (2009)




İçki içip, bir gece önceyi hatırlamamak belki de alkol kullanan herkesin başına gelmiştir. Eve nasıl geri döndüğünü hatırlamazsın mesela..Bir sürü detay. Arkadaşların hele bir de "sen neler yaptın hatırlıyor musun?" dediğinde..Bittiniz o an işte.. Kaçarak uzaklaşmak ya da gerçeklerle yüzleşmek gibi iki yol var.


Hangover bir komedi filmi. Damat ve en iyi 3 arkadaşı bekarlığa veda partisi için Las Vegas'a gidiyorlar..İçlerinden gelin'in kardeşi ayrı bir alem. Bolca salaklık barındıran aykırı bir tip .Sabah kalktıklarında Vegas'ta kaldıkları otel odasında bir sürü acayiplik var. Mesela; banyoda devasa bir kaplan. Dişçi olanın sağlam bir dişi yok ağzında. Damat kayıp.

Film boyunca dün gece ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, bir yandan da damadı bulup düğüne yetişme telaşı içindeler. Komik - absürd bir film diyebiliriz.
Sıkça ertesi gün ne oldu sorusunu soruyorsanız kendinize, izlemenizde fayda var..Beterin de beteri varmış diyip rahatlamak için:)
Yazan:minormax

Cumartesi, Eylül 26

DERSU UZALA (1975)

(Oscar, yabancı dilde en iyi film, 1976
9. Moskova film festivali büyük ödül, 1975)







Dersu Uzala bir insan.

Doğanın diliyle konuşan bir Şaman, güvenilir bir dost.
Insana dost… hiç görmediği ve belki de hiç görmeyeceği insanlara bile,

Hayvana dost…

kendisini takip eden (ve kutsal saydığı) kaplana, « yoluna git kaplan, seni vururlar » diye yalvaracak kadar.


Ve tüm doğaya…


Dersu’yu çevreleyen muhteşem bir doğadır.
Kuzey-doğu Asya’da, Rusya-Çin sınırında, Amur nehri akmaktadır.
Mançurya ormanları…balta girmemiş ormanlardır…Bu cografyada
çok çetin iklim şartları vardır.
Tarihte bazen Çin bazen Rus kontrolüne giren ama genelde pek de gidilip görülmeyen bölgedeki yaklaşik 50 etnik gruptan biri de Goldi’lerdi (ya da Nanailer).
Çoğulcu idiler, insana ve hayvana adilce davranırlardı.

Dersu Goldidir.






Dersu, kırık rusçasıyla kısa kısa konuşur (uzun uzun ama boş konuşanlara ne yazık) :

-
Kapiten, Ateş canlı. Ne zaman ki O kizar, ormanlar günlerce ve günlerce yanar. Ne zaman ki Ateş, Su, Rüzgar kızar, ben çok çok korkarım…Ateş, Su, Rüzgar…3 güçlü adam.
Dersu’nun (Maxim Munzuk) sevgi ve saygı ile hitap ettiği Kapiten, bölgeyi inceleyip haritasını çıkarmak, ve yeni yerleşim bölgeleri bulmak üzere bir grup Rus askerinin başinda bölgeye gönderilmiş yüzbaşı Arsenievdir (Yuri Solomin).
Arseniev ve Dersu'nun yolları bir gece vakti, o ormanlarda ve 'konuşan' ateşin başında kesişir.

Avucunun içi gibi bildiği bu bölgede yapılan topografik çalışmalarda grubun rehberliğini Dersu üstlenir, ve...
... doğayla insanın,
insanla insanın
dostluğunun, izleyende derin izler bırakan şarkısı başlar…

...

..

-0-
Araştırmacı, gezgin, kaşif, topograf ve yazar Vladimir Arseniev’in 1923 yılında yazdığı aynı isimli anı kitabını Akira Kurosawa filme aktarmış. Kahramanları gerçek insanlar olan, hakkında pek konuşulmayan bu film gibi kitap da Türkiye’de pek bilinmiyor. Bence gençlerimizin Jack London’un romanları yanında çok yönlü bir araştırmacı ve doğa aşığı Arseniev’in kitaplarını da okumaya ihtiyacı var.









Dersu Uzala, ünlü yönetmen Kurosawa’nın onlarca filmi arasında Japonya’da geçmeyen ve Japonca olmayan tek filmidir. Sovyet-Japon ortak yapımıdır. Filmin çekimleri 1973 sonbahar, 1973 kış ve 1974 yaz olmak üzere 3 hamlede, Vladivostok’un 200 km kuzeyinde bahsettiğimiz yazarın adını taşıyan Arseniev ve Dersu Uzala’nın mezarının bulunduğu Khabarovsk kasabalarında gerçekleştirilmiştir. Bu film Kurosawa için bir dönüm noktasıdır, zira birkaç yıl öncesinde kariyerinde maddi açıdan zor bir dönem yaşamış, ilk renkli filmi başarısızlığa uğramış ve yönetmen 1971’de intihara teşebbüs etmiştir. Bunun üzerine Japonya’da filmlerine mali destek bulamayan yönetmen için zamanın sovyet film şirketi Mosfilm, Kurosawa dehasının kaybolup gitmemesi için yeni bir şans olmuştur (*).


-0-
Bugüne gelince,
Dersu’nun memleketi büyük bir ekolojik tehdit altında (**).
Rusya’nın (sadece Rusya’nın mı?) önceliği olan ekonomik büyüme ve sözkonusu bölgedeki öz kaynakların ‘değerlendirilmesi’ için her türlü yol mübah görünüyor. Rus başkani Vladimir Poutine’nin başlattığı bir proje ile Sibirya ile Japon kıyılarını bağlayacak petrol boru hattının terminalleri filmin çekildiği Vladivostok çevresinde kurulacak ve bölgenin biricik doğasi büyük zarar görecek.

-0-


MÜMKÜNSE SiNEMADA iZLENMELi. AMA MUTLAKA iZLENMELi !


Ey Dersu, biz insanoğullari, ateşi kızdırdık, rüzgarı ve suyu kızdırdık.

Hem de çok fena kızdırdık !-0-





soundtrack:




contribution of equinox





Umut Dünyası (1973)

Merhabalar,

Bugün sessiz ve sakin bir Eylül sonu. Evdeyim. İki film sürprizine benim de cevabım var: Umut Dünyası: Tarık Akan ve Necla Nazır'ı samimi bir hikayede buluşturan sıcak bir film.

Filmden bahsetmiştim. Bir mailde. Belki buluruz. Buraya da koyarız.

google analytics'i keşfettim bu arada. İnternet kullanıcıları sitene hangi kelimeyi aratarak ulaşmışlar. Bunu öğreniyorsun. Hangi ülkeden bağlanmışlar sayfaya...Bir sürü detay..

Evde yine bir cumartesi günü televizyon izlerken Umut Dünyası'nın başlangıcına denk geldim. İzledikçe sevdim, sevdikçe izledim. Küçük bütçeyle kaliteli film çekmenin mümkün olduğunu yıllar önce sinemaseverlere göstermiş. Zaten filmde samimiyet ve doğallık denen şey, büyük paralar harcanınca kayboluyor.

Avusturalya'ya gitme hayaliyle matbaada çalışıp para biriktiren Tarık Akan, evinin penceresinin önünde bayılmak üzere olan Necla Nazır'la karşılaşır. Olaylar gelişir..:)

Filmin sonunda bir karışıklık var:)Yeniden izlemem lazım..Belki de sonu izleyicinin hayal etmesini istemiştir yönetmen..

Cumartesi, Eylül 19

Sinema Dergisi

Merhabalar,

Sinema isimli dergi, 15 yaşına basacağı için 1994 ile 2009 yılları arasında çekilmiş en iyi 15 film için bir anket düzenlemiş..Web sayfasından girip en sevdiğin filmi en başa yazıyorsun. En baştaki film 15 puan almış oluyor. Son katılım tarihi 20 Eylül. Yani yarın..Ben de yeni öğrendim. Berberde bayram traşı olmaya gittim. Dergiyi orda gördüm.

http://www.turkuvazdergi.com.tr/sinemaanketg/

Adres bu..Şimdi oy kullanıyorum. Size de yazarım ilk 15'imi.. Biraz düşünmem lazım:)

DEVAM:

Oy kullanamadım ama, 15 filmi şimdilik sıraya koymadan yazmaya çalışayım:

1-Amelie
2-Trainspotting
3-Schindler'in Listesi
4-Olağan Şüpheliler
5-Annem Hakkında Herşey
6-Fight Club
7-Otomatik Portakal
8-City Lights
9-Leon
10-Das Boot
11-Hababam Sınıfı
12-Esaretin Bedeli
13-Hotel Rwanda
14-Boş Ev
15-Hayat Güzeldir
16-Cahil Periler

Perşembe, Eylül 17

State Of Play (2009)

Nisan 2009'da Türkiye'de gösterime girmiş bir film olan State of Play'i izledim. Henüz film bitmiş değil. Blog ruhuna uygun olarak ara verip yazıyorum..Zaten filmde blogların Amerika'da ne kadar etkin olduğunu anlıyorsunuz.

Her yere girip çıkabilen bir gazeteci Russel Crowe. Tanımadığı kimse yok gibi. İki ölü, bir ağır yaralı'lı çıkmazı aydınlatmaya çalışıyor. Konu, Amerika'nın askeri operasyonları özel şirketlere devretmesiyle birlikte ortaya çıkan devasa pastanın bölüşüm kavgası diyebiliriz. Ben Affleck sektördeki en büyük şirketi sorgulayan bir komisyonun içinde. Metro'da komisyon başkanı öldürülüyor..Basın intihar olarak bahsediyor olaydan. Akıcı bir film. İkinci yarısı bitince bu yazıyı yeniden düzenlerim. Hikayenin sonunda yaşayan kimse kalmayacak gibi görünüyor..

DEVAM: Anlattığı konu olarak önemli, hikayenin anlatılma tarzı nedeniyle de vasat bulduğum bir film. Beklenmeyen sonlar kategorisine konabilir. Fakat Olağan Şüpheliler'in şaşırtıcı sonunun yanına bile yaklaşamıyor. Zaman sıkıntısı çekmiyorsanız izlenebilir:)


Çarşamba, Eylül 16

Sonsuzluk ve Bir Gün (1998)


(1998 Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye)






Şair ve yazar…yaşlı ve dermansızca hasta bir adam,
karalama defteri gibi hissettiği hayatının kamburu sırtında,


bitmek üzere bir adam.

Denize bakan evinin kapısını kapatırken, yaşamının sonunda, sonsuzluğun kıyısındaki o günü, son gününü yaşadığını biliyordu...

Yarın gidip hastaneye yatacak ve bir daha oradan çıkamayacaktı.
Yüzleşmesi gereken gerçek ise şuydu:
yıllar önce, yıllarını paylaştığı karısına, O’nun kendisine verdiği gibi bir aşk verememişti.


Anna’ya belki tek bir gününü bile verememişti.


Yaşlı adam evinden çıkar.
Zaman akmaktadır, yollar, araçlar ve insanlar akmaktadır…

İşte böyle bir günde kesişir yolları çocukla.

Çocuk, paramparça bir coğrafyadan kaçmış,

polisin kovaladığı yüzlerce sokak çocuğundan bir tanesi, kimsesizdir…





-0-
Sonsuzluk ve bir gün:

"Çok eglenceli", ya da "az eğlenceli" bir film…değil.
Şiddetli, vurdu mu yere seren bir film de değil.
Hizli, -aslında fazla hızlı !-, ve gittikçe de artan bir hızla tüketip bitirdiğimiz, biter bitmez hafizamızdan buharlaşarak kaybolan filmlerden hiç değil.

Geçmiş ve bugün arasında gel-gitlerle örülmüş ve belki de geleceğe bakan bu film, izlenmesi zor ve çoğunluğa göre de epey sıkıcı.

Yürek sızısının çevresinde usulca dolaşan, sembolik anlatımlı, uzun ve kesintisiz planlar içeriyor. Bu sahnelerin tam bir büyüye dönüşmesini ise elbette Eleni Karaindrou’ nun yürek titreten muziği sağlıyor.

1998 yapimli filmin yönetmen ve senaristi Theo Angelopoulos ARTE’ye verdiği röportajda, adeta yaşayan varlıklar gibi, nefes alıyorlarmış gibi tanımladığı bu uzun planlar ile (plan-séquence), zamanın aktığı hissini kesintiye uğratmadan vermeyi amaçladığını açıklamaktadır. Yönetmen kendisine tarzıyla ilgili olarak son dinazor denildiğini gülümseyerek söyler ama sinema yapmaya aynı tarzda devam edeceğini, kendisini bu şekilde tanıyıp ifade ettiğini belirtmekten de geri kalmaz.





Ben ise filmi, dün (1999), İzmir’de izlemiştim.


Aynı körfez denizine… olağanüstü umutsuz bir grilikteki puslu denize, karşı iki yakadan bakmıştık,… şair ve ben.


... gözyaşlarımızı içimize akıttığımız yıllardı.

Bugün ikinci seyrimde, ‘yarın için planlar yapmak istiyorum’ diyor O bana,

ve Ege adalarının güzelim maviliğinden bembeyaz bir mendil sallıyor..

Yarın ?


-Duyamadım Anna, söyler misin, yarın ne kadar sürer ?


contribution of equinox

Pazartesi, Eylül 7

Trainspotting (1996)



[ Renton ] Give me the gun. Give me the gun.
[ Sick Boy I mitating Sean Connery ] Do you see the beast? Have you got it in your sights?
[ Imitating Sean Connery ]Clear enough, Miss Moneypenny.
- This should presentno significant problems.- [ Fires Gun ]
- [ Dog Yelps, Barking ]- [ Boy Screaming ]
-[ Screaming, Barking Continue ]
- [ Screaming ] Fucking hell! Get away--- [ Growling ]

Filmin ortalarinda bir yerde en cok bu sahnesini izledim...Internet'te filmin repliklerini aratinca, sonunda cozdum ne diyorlar..:)

Sean Connery'i taklit ediyorlarmis..Acaba hangi film..?

One thousand years from now, there'll be no guys and no girls, just wankers. Repliginde oldugu gibi film hicbi isinize yaramasa bile, en azindan yuz tane filan argo ogrenmenizi saglayabilir..50 yil sonra Dunya uzerinde tek cins kalacak geyiginin dayanagi olabilir bu..

Barda bira bardagini asagidaki kata atip, sonra da kavga cikarmak icin normal olmamak lazim..

bircok unutulmaz sahnesi ile Trainspotting favori filmim..Dunyanin en pis tuvaleti sahnesi bile tek basina filmi hatirlanir kiliyor..

Danny yapinca Boyle yapiyor..Arada ayni performansi sergilememis olabilir ama, Slumdog'la Oscar'i alarak kendini yine hatirlatti..Izlemedigimiz filmlerini izlememiz icin goz kirpti sanirim...

Yönetmenin diğer filmleri aşağıda, özellikle A Life Less Ordinary'i izlemek istiyorum.

Shallow Grave (1994) Trainspotting (1996) A Life Less Ordinary (1997) The Beach (2000) 28 Gün Sonra (2002) Millions (2004) Gün Işığı (2007) Milyoner (2008)

Yazan:minormax

Related Posts with Thumbnails